Ana Sayfa Blog Sayfa 2

Evcil Hayvanları Parazitlerden Korumanın Yolları

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte hava sıcaklıklarının artması, doğanın canlanmasını sağlarken evcil hayvan sahipleri için de zorlu bir dönemin kapılarını aralıyor. Pire, kene, sivrisinek ve kalb kurdu gibi parazitler, sıcak ve nemli hava koşullarında çok daha hızlı üreyerek kedi ve köpeklerimiz için ciddi birer tehdit haline geliyor. Sadece kaşıntı ve deri alerjilerine yol açmakla kalmayan bu parazitler, Lyme hastalığı, leishmania ve kan paraziti gibi ölümcül sonuçlar doğurabilen enfeksiyonları da taşıyor. Uzmanlar, özellikle yüksek otların bulunduğu parklar, ormanlık alanlar ve hatta bahçelerin bu dönemde birer parazit yuvasına dönüşebileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.

Parazitlerle mücadelede en etkili ve kesin yöntem, dış belirtileri beklemeden düzenli bir koruyucu veteriner hekimlik takvimi uygulamaktır. Veteriner hekiminizin evcil hayvanınızın yaşam tarzına, kilosuna ve yaşına göre önereceği damlalar, özel tasmalar veya tablet formundaki parazit ilaçları, dostlarımızın vücudunu görünmez bir kalkan gibi sarar. Bu uygulamaların koruyuculuk süreleri genellikle 1 ila 3 ay arasında değiştiği için, yaz boyunca takvimi aksatmamak hayati önem taşır. Kulaktan dolma bilgilerle veya marketlerden alınan kalitesiz ürünlerle yapılacak hatalı uygulamalar, parazitleri engellemediği gibi evcil hayvanınızda kimyasal zehirlenmelere de yol açabilir.

Tıbbi önlemlerin yanı sıra, ev ve çevre hijyenine dikkat etmek mücadelenin başarısını doğrudan etkiler. Bahçeli evlerde otların düzenli biçilmesi, evcil hayvanların dışarıdan eve döndükten sonra patilerinin ve tüylerinin (özellikle kulak arkası, koltuk altı ve parmak araları) kene yönünden titizlikle kontrol edilmesi gerekir. Eğer köpeğinizin veya kedinizin üzerinde bir kene fark ederseniz, paraziti çıplak elle ezmemeli, üzerine alkol veya yağ dökmeden, özel bir kene cımbızıyla tek seferde çıkarmalı ya da hemen bir veterinere başvurmalısınız. Unutulmamalıdır ki, parazitlerle mücadele sadece sevimli dostlarımızın sağlığını değil, onlardan insanlara geçebilecek hastalıkları önleyerek halk sağlığını da korur.

 

Rakamlarla Türkiye’deki Hayvan Çeşitliliği

Üç farklı bitki coğrafyasının kesişim noktasında yer alan ve iki kıta arasında doğal bir köprü görevi gören Türkiye, dünyada eşine az rastlanır bir yaban hayatı çeşitliliğine ev sahipliği yapıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine göre, Anadolu toprakları ve çevreleyen denizler, adeta devasa bir doğal yaşam laboratuvarı niteliğinde. Tüm Avrupa kıtasının tamamında yaklaşık 55 bin hayvan türü yaşarken, Türkiye’de bu sayının tek başına 80 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu dikkat çekici fark, ülkenin mikroklimatik özellikleri ile orman, dağ, step ve sulak alan gibi çoklu ekosistemleri bir arada barındırmasından kaynaklanıyor.

Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projesi (UBENİS) kapsamında yürütülen ve “Nuh’un Gemisi” ulusal veri tabanında depolanan resmi kayıtlara göre, Türkiye’de kesin tespiti yapılmış 1.260’tan fazla omurgalı hayvan türü bulunuyor. Resmi Gazete’de güncellenen yaban hayatı listeleri, bu çeşitliliğin detaylarını net bir şekilde gözler önüne seriyor. Ülkemizde kayıt altına alınan omurgalı faunanın dağılımında 490 farklı tür ile kuşlar başı çekerken; onları 154 memeli türü ve 141 sürüngen türü takip ediyor. İç sular ve denizlerdeki zenginlikle birleşen bu rakamlar, Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik açısından küresel ölçekte bir merkez olduğunu gösteriyor.

Türkiye’nin faunasını asıl eşsiz kılan unsurlardan biri de sadece bu coğrafyaya özgü olan endemik hayvan türleridir. Bakanlığın güncel envanter verilerine göre, Türkiye genelinde tam 206 endemik hayvan türü yaşam sürdürüyor. Kendine has hassas dengeleri olan bu endemik canlıların gruplara göre dağılımı incelendiğinde; 163 tür ile iç su balıkları ilk sırada yer alırken, onları 19 sürüngen, 15 amfibi (çift yaşayışlılar) ve 9 memeli hayvan türü izliyor. Dünyanın başka hiçbir yerinde rastlanması mümkün olmayan bu canlılar, Türkiye’ye uluslararası düzeyde genetik bir güç ve koruma sorumluluğu yüklüyor.

Ancak bu devasa zenginlik, beraberinde ciddi tehditleri ve koruma zorunluluklarını da getiriyor. Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) kriterleri baz alınarak yapılan analizlerde, Türkiye faunasına ait 117 türün “çok tehlikede”, 152 türün “tehlikede” ve 145 türün ise “zarar görebilir” statüsünde olduğu kırmızı listelere yansımış durumda. Bakanlık, ekolojik dengenin korunması adına mevcut yaban hayvanı türlerinden 123 memeli, 386 kuş ve 141 sürüngen olmak üzere toplamda 650 türü yasal olarak mutlak koruma altına almış bulunuyor.

Uzmanlar, Türkiye’deki vahşi yaşamı ve biyoçeşitliliği tehdit eden unsurların başında ilk sırada insan faaliyetlerinin geldiğini vurguluyor. Yapılaşma, kirlilik, bilinçsiz tarımsal uygulamalar ve iklim değişikliği gibi faktörler, yaşam alanlarının daralmasına yol açarak türlerin geleceğini doğrudan tehlikeye atıyor. Gelecek nesillere aktarılması gereken bu eşsiz doğal mirasın korunması amacıyla, nesli tehlike altındaki türler için tür eylem planları hazırlanıyor ve koruma bölgelerinin sınırları her geçen yıl genişletiliyor.

 

Havlamadan Bayta: Girişimler Evcil Hayvan Ebeveynliğini Yapay Zekâ ile Yeniden Şekillendiriyor

Evcil hayvanların artık birer “süs” veya “bekçi” olmaktan çıkıp doğrudan ailenin birer ferdi olarak kabul gördüğü günümüzde, onlara harcanan bütçe ve ilgi de katlanarak artıyor. Ancak internetteki bilgi kirliliği, evcil hayvan sahiplerinin (pet ebeveynlerinin) en büyük dertlerinden biri. Pandemi döneminde köpekleri hastalandığında ilk iş Google’a sarılan ancak çelişkili bilgiler arasında kaybolan hayvan sahiplerinin bu makus talihi, yeni nesil “Pet-Tech” (Evcil Hayvan Teknolojileri) girişimleri sayesinde değişiyor. Azerbaycan merkezli Dosty ve Hindistan (Pune) merkezli Pawzeeble gibi platformlar, e-ticaret odaklı tek kullanımlık çözümlerin ötesine geçerek yapay zekâ, veri analitiği ve topluluk desteğini tek bir çatı altında birleştiriyor.

Bu platformların merkezinde, evcil hayvanın tüm yaşam döngüsünü takip eden “akıllı profiller” yer alıyor. Örneğin Dosty uygulamasına köpeğinizin cinsini, yaşını, aşı geçmişini ve geçirdiği hastalıkları yüklediğinizde, sistem size özel bir sağlık, beslenme ve eğitim haritası çıkarıyor. Üstelik bu bilgiler internet efsanelerine değil; sertifikalı veterinerler ve beslenme uzmanları tarafından hazırlanan binlerce doğrulanmış içeriğe dayanıyor. Teknolojinin ulaştığı son noktada ise devreye ChatGPT tabanlı yapay zekâ asistanları giriyor. Pawzeeble’ın geliştirdiği “Sheru AI” adlı asistan, sisteme yüklenen geçmiş tıbbi raporları ve faturaları analiz ederek evcil hayvanın sağlık trendlerini takip ediyor, randevuları organize ediyor ve reçeteleri hatırtlatıyor. Dosty’nin asistanı ise köpeğinizin aşı takvimine göre planladığınız bir plaj tatilinin onun için uygun olup olmadığını bile hesaplayabiliyor.

Madalyonun diğer yüzünde ise bu dijital dönüşümün sürdürülebilirliği ve maliyetleri yatıyor. Girişimler, kullanıcıları elde tutmak için “freemium” (temel özellikler ücretsiz, gelişmiş özellikler ücretli) veya yıllık abonelik modelleri sunuyor. Pawzeeble, yıllık sabit bir ücret karşılığında dijital sağlık kayıtları bulut depolaması, QR kodlu akıllı kimlikler ve stratejik banka ortaklıklarıyla evcil hayvan sigortası sunarken; Dosty ise ücretli üyelerine sınırsız yapay zekâ ve semptom kontrol aracı (hastalık belirtisi tarayıcı) sağlıyor. Ancak pazar hızla büyüse de en büyük zorluk hâlâ “güven ve farkındalık” yaratmakta saklı. Sektör temsilcileri, yapay zekânın gücünü veteriner hekimlerin uzmanlığıyla harmanlayarak, evcil hayvan sahiplerinin kulaktan dolma bilgiler yerine bu güvenli dijital limanlara sığınmasını hedefliyor.

Saha Kenarında Gerçek Pençeler ve Kanatlar: Canlı Hayvan Amigolarının Spor Dünyasındaki Sıra Dışı Rolü

Spor dünyasında maskot denildiğinde akla genellikle pelüş kostümler giymiş sevimli animatörler gelse de, bazı spor dalları ve köklü kulüpler bu geleneği tamamen gerçek hayvanlarla yaşatıyor. Özellikle Amerikan kolej sporları (NCAA) ve bazı Avrupa futbol kulüpleri, canlı hayvan amigoları podyumuna dönüştürülmüş durumda. Stadyumların kendilerine has atmosferinde sahaya çıkan gerçek aslanlar, kartallar, keçiler, goldenlar ve bulldoglar, taraftarlar için birer amigo olmanın çok ötesinde, kulübün yaşayan kutsal sembolleri olarak kabul ediliyor.

Bu sıra dışı geleneğin en popüler olduğu branşların başında Amerikan futbolu geliyor. ABD’deki üniversite liglerinde takımların uğur getirmesi için sahaya canlı hayvan çıkarması asırlık bir ritüel. Örneğin, Texas Longhorns takımının devasa boynuzlu boğası “Bevo” veya Georgia Bulldogs’un her maç saha kenarında özel kulübesinde ağırlanan sevimli köpeği “Uga”, Amerikan futbolu maçlarının en çok ilgi gören figürleri arasında yer alıyor. Hatta Colorado Buffaloes takımının devasa bufalosu “Ralphie”, her maç öncesi bakıcıları eşliğinde sahada tam tur koşarak binlerce taraftarı coşturan, Amerikan futbolu kültürünün en ikonik canlı amigosu konumunda.

Avrupa futbolunda da yeşil sahalara gerçek hayvan dostlarımız eşlik ediyor. Portekiz’in dünyaca ünlü kulübü Benfica’nın her iç saha maçı öncesinde stadyumun üzerinde uçan ve taraftarları selamlayan gerçek kartalı “Vitória”, futbol dünyasının en asil amigolarından biri. Benzer şekilde, Almanya’nın Köln kulübünün canlı keçisi “Hennes”, kulübün resmi maskotu olarak her maç saha kenarındaki yerini alıyor. Bu hayvan amigolar, sadece tribünleri ateşlemekle kalmıyor, kulüplerin B2B ticari anlaşmalarında, forma sponsorluklarında ve dijital medya içeriklerinde başrolü oynayarak kulüp ekonomisine doğrudan katkı sağlıyor.

Öte yandan, spor endüstrisinde canlı hayvan amigolarının kullanılması, son yıllarda hayvan hakları savunucuları ile kulüpler arasında büyük bir tartışma konusunu da beraberinde getiriyor. Stadyumlardaki yüksek ses, ışık şovları ve binlerce insanın yarattığı stresin hayvan refahını olumsuz etkilediğini savunan sivil toplum kuruluşları, bu geleneklerin dijital veya pelüş maskotlarla değiştirilmesi yönünde kulüplere çağrıda bulunuyor. Birçok kulüp ise bu canlı dostlarımızın bakımı için özel veteriner ekipleri istihdam ettiklerini ve onlara lüks yaşam alanları sunduklarını belirterek, bu köklü kültürü modern dünya standartlarında korumaya çalışıyor.

Evcil Hayvanınızın Yeterli Su İçtiğini Nasıl Anlarsınız?

Yaz aylarının gelişi ve artan hava sıcaklıkları, evlerimizi paylaştığımız sevimli dostlarımız için büyük bir sağlık riskini de beraberinde getiriyor: Dehidrasyon, yani vücudun aşırı su kaybetmesi. Kediler ve köpekler, ter bezleri bizimki gibi çalışmadığı için sıcak havayla baş etmekte zorlanırlar ve hayati fonksiyonlarını sürdürebilmek için kesintisiz bir temiz su kaynağına ihtiyaç duyarlar. Çoğu zaman fark edilmeden sinsice ilerleyen bu durum, müdahale edilmediğinde böbrek yetmezliğinden organ hasarına kadar geri dönüşü olmayan ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Evcil hayvanınızın yeterince su tüketip tüketmediğini anlamanın en pratik yollarından biri “deri esneklik testi” yapmaktır. Dostunuzun kürek kemiklerinin arkasındaki deriyi nazikçe yukarı doğru çekip bıraktığınızda, derinin anında eski haline dönmesi gerekir; eğer deri yavaşça iniyorsa veya olduğu gibi kalıyorsa bu ciddi bir susuzluk belirtisidir. Bunun yanı sıra, nemli ve pembe olması gereken diş etlerinin kuru, yapış yapış veya solgun görünmesi, gözlerin çökmesi, halsizlik ve idrar miktarındaki belirgin azalma da dehidrasyonun en net habercileri arasında yer alır.

Dostlarımızı bu sessiz tehlikeden korumak için evde alabileceğimiz basit ama etkili önlemler bulunuyor. Evin farklı noktalarına gün içinde sık sık tazelenen su kapları koymak, akarsulardan içmeyi seven canlılar için su pınarları (fıskiye) kullanmak ve beslenme rutinine yaş mama dahil etmek su tüketimini artırmanın en kolay yollarıdır. Eğer evcil hayvanınızda yukarıda belirtilen dehidrasyon belirtilerinden birkaçını gözlemliyorsanız, durumun daha da kötüleşmesini engellemek için zaman kaybetmeden uzman bir veteriner hekime başvurmanız hayati önem taşımaktadır.

Türkiye’de Evlerin Neşesi: En Çok Sevilen Kuş Türleri İlgi Odağı Olmaya Devam Ediyor

Türkiye genelinde evcil hayvan sahiplenme oranları artarken, kuşlar hem evlerdeki cana yakın dostlukları hem de doğadaki sembolik değerleriyle popülaritesini koruyor. Yapılan güncel araştırmalar ve pet sektörü verilerine göre, Türk halkının evinde beslemek için en çok tercih ettiği türlerin başında açık ara farkla muhabbet kuşları geliyor. Kolay bakımı, taklit yeteneği ve cana yakın tavırlarıyla ailelerin neşe kaynağı olan muhabbet kuşlarını, melodik ötüşleriyle hayranlık uyandıran kanaryalar ve sempatik tavırlarıyla dikkat çeken sultan papağanları takip ediyor. Özellikle köklü bir geçmişe sahip olan kanarya yetiştiriciliği, ülkede adına düzenlenen yarışmalar ve derneklerle bir hobiden ziyade derin bir kültür olarak yaşatılmaya devam ediyor.

Evlerdeki bu rengarenk hareketliliğin yanı sıra, Türkiye’nin sokak ve doğa kültüründe de kuşların yeri bambaşka bir önem taşıyor. Şehir meydanlarının simgesi haline gelen güvercinler ve sadakatleriyle edebiyata konu olan kumrular, her gün milyonlarca insanın hayatına dokunuyor. Kırsal bölgelerde ise rengarenk tüyleriyle büyüleyen saka kuşları ve enfes ezgileriyle bilinen bülbüller doğaseverlerin en büyük gözdesi durumunda bulunuyor. Baharın müjdecisi olarak kabul edilen leyleklerin her göç döneminde Anadolu topraklarında coşkuyla karşılanması ve yuvalarının özenle korunması, toplumun yaban hayatına ve bu göçmen dostlarına duyduğu derin sevginin en somut göstergesi olarak öne çıkıyor.

Uzmanlar, evcil kuşların özellikle apartman yaşamında yalnızlığı azaltan ve çocuklara sorumluluk bilinci aşılayan harika birer yol arkadaşı olduğunu vurguluyor. Kuş sahiplenirken onların sosyal ihtiyaçlarının ve bakım zorluklarının göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çeken veteriner hekimler, bu canlıların sadece birer süs değil, yüksek sevgi ve ilgi bekleyen birer birey olduğunu hatırlatıyor. İster evdeki kafesinde sahibine neşeyle seslenen bir sultan papağanı, ister gökyüzünde özgürce süzülen bir leylek olsun, kuşlar Türkiye’nin hem ev kültüründe hem de doğal mirasında vazgeçilmez birer parça olarak kalmaya devam ediyor.

“Kedi ve Köpeklerde Uzun Yaşam Rehberi”: Prof. Dr. Duygu Başöz Dalgın ile Patili Dostlarımız İçin Sağlıklı ve Uzun Bir Ömrün Sırları

 

1. Kitabın Doğuşu: “Kedi ve Köpeklerde Uzun Yaşam Rehberi” isimli kitabınızı kaleme alırken temel motivasyonunuz neydi? Sizi bu kapsamlı rehberi hazırlamaya iten süreçten bahseder misiniz?

Uzun yıllardır hücresel ve moleküler sağlık çalışıyorum. Eskiden beri ve maalesef hala hem veteriner hem beşeri tıp eğitimleri bozulan organ veya sistemi tedavi etmeye odaklı. Oysa yeni paradigma “sağlık bakımı”, yani canlıyı sağlıklı tutma üzerine ciddi mesafe kat edildi. Gördüm ki yaşlanmak ve hastalanmak bir kader değil. Elbette önüne geçemeyeceğimiz hastalıklar var ama yaş ve yıpranmaya bağlı bozulmaların önüne geçmek mümkün. Üstelik bunun için yaşam pratiğini düzenlemek yeterli. Bunları aktarabilmek ve peteveynin can yoldaşıyla uzun ve SAĞLIKLI yıllar geçirebilmesine rehberlik etmek için bu kitap kaleme alındı.

2. Uzun Ömür vs. Kaliteli Ömür: Kitabınızın başlığında “Uzun Yaşam” vurgusu olsa da, içerikte yaşam kalitesinin de önemi hissediliyor. Bir veteriner hekim olarak, evcil hayvanlarda sadece “yaşam süresini uzatmak” ile “yaşam kalitesini artırmak” arasındaki dengeyi nasıl tanımlıyorsunuz?

Kendi aile tarihimde kronik hastalıklara uzun yıllar tanıklık etmiş biri olarak uzun yaşamın olmazsa olmazı; sağlıklı yaşam derim. Özellikle kedi ve köpekler için sağlık hali çok kıymetli. Bizler hastalanınca şu ilaçları alıp, şu operasyonu geçirince sağlığımıza kavuşacağımızı biliyoruz. Oysa onlar neden bu “beyaz yere” gelip, neden “sivri bir şeyle derilerinin delindiğini”, canlarının acıdığını anlamıyorlar, yaşadıkları şey, hastalığın getirdiği ağrı ve stresin yanı sıra korku, panik ve umutsuzluk. Bilindiği gibi hastalanan ve öleceğini hisseden hayvan, ölüsüne avcılar yaklaşırsa sürü tehlikeye girer diye uzaklaşır ve yalnız başına ölüme yatar. Dolayısıyla insanın tersine hayvan çok hızlı kendini kapatır. Bu pencereden baktığımızda yaşam kalitesinin aslında hayvanda bir kat daha önem taşıdığı çok açık.

3. Beslenmenin Kritik Rolü: Kitabınızda beslenmeye geniş bir yer ayırıyorsunuz. Kedi ve köpeklerin ömrünü uzatmada “doğru beslenmenin payı yüzde kaçtır ve sahiplerinin bu konuda yaptığı en yaygın hata nedir?

Literatüre iki yeni terim girdi; “Nutrigenetik”, genetik yapının besinlere nasıl tepki verdiğini, “Nutrigenomik” ise besinlerin genlerin çalışma şeklini nasıl etkilediğini inceler. Epigenetiği etkileyen en önemli faktörlerden bir gıdadır. Ayrıca özel beslenmeye ihtiyaç duyan ırk oranı %50, bu olağanüstü büyük bir rakam. “Ne yersen O’sun” prensibi aynı şekilde kedi ve köpekler için de geçerli. Peteveynin yaptığı en büyük hata mama seçmeyi bilmemek, ki kitapta bu kısım detaylıca aktarıldı.

4. Koruyucu Hekimliğin Önemi: Erken teşhis ve rutin kontrollerin (check-up) uzun yaşamdaki rolü nedir? Gençlik döneminde yapılan hangi sağlık yatırımları yaşlılık dönemini daha huzurlu kılmaktadır?

Doğru yaşam tarzı, “yaşlılık” demiyoruz, “yaş alma” dönemini çok daha huzurlu kılar. Check-up deyince bunu çok iyi ayırmak gerek. “Rutin check-up” sadece hastalıklar başlayıp ilerlediyse veri sunabilir. “Geriatrik check up” bunun bir ötesini, gelmekte olanı da aydınlatırken, “Longevity check up” hücresel ve moleküler sağlık durumunu göz önüne serer. Böylece hastalık gelmeden önlemek veya geciktirmek mümkün hale gelir. 5 yaşından sonra 18 ayda bir Longevity check up ve sonuçlarına göre yaşam pratiği düzeni, çok daha sağlıklı bir gelecek sunar.

5. Mental Sağlık ve Çevre: Fiziksel sağlığın yanı sıra, bir kedi veya köpeğin zihinsel uyarımı ve stres düzeyi fiziksel ömrünü nasıl etkiliyor? Kitabınızda yer verdiğiniz “yaşam alanı zenginleştirme” önerilerinden biraz bahseder misiniz?

Dünya Sağlık Örgütü sağlığı “sadece hasta olmama hali değil, fiziksel, SOSYAL ve MENTAL olarak iyi olma hali” diye tanımlıyor. Bu noktada bilişsel uyarım yani oyun, güvenlik duygusu ile birlikte önemli iki parametre. Kediler için interaktif, hareketli oyuncaklar, bulmacalı beslemeler, karton kutu, tırmanma platformları, köpeklerde bulmacalı besleme, oyun kemiği, düzenli egzersiz yaşam alanı zenginleştirme önerilerinin başlıcalarıdır.

6. Yaygın Yanılgılar: Evcil hayvan sahiplerinin, patili dostlarının sağlığı hakkında doğru bildiği en büyük yanlış nedir? Kitabınızın bu konudaki “ezber bozan” başlıkları nelerdir?

En yaygın yanlışlar; Hayvanın zihni vardır, aklı yoktur! Tek kedi yeter, benim kedim başka kedi kabul etmiyor, ben onunla yeterince oynuyorum!, Hayvana mama dışında bir şey verilmez!, Kedim şişman, öğünlü beslemeliyim! Köpeğim küçük ırk ve evde pede idrar yapıyor, kışın sokağa çıkarmıyorum! En iyi mama hayvanın en severek tükettiği mamadır!, Sokak kedisi /köpeği eve alışmaz, söz dinlemez!, “En az bir kere doğurmalı, yavrularını görsün!, Benim kedim atlamaz!, Kısırlaştırma doğalarına aykırı!, Ve tabi en kabul edilemez olanı “Barınağa bıraktım, arkadaşlarının yanına”!!!!
Kitapta sanıyorum ezber bozan ama bilimsel veri temelli çok sayıda başlık var, zaten kitabın ön yazısında da “Bu kitap sizi şaşırtacak yazıyor”

7. Yaşlılık Dönemi Bakımı: “Geriatrik” dönem olarak adlandırılan yaşlılık sürecine girildiğinde, sahiplerin günlük bakım rutinlerinde yapması gereken en temel değişiklikler neler olmalıdır?

Öncelikle beslenme yaşa ve metabolik profile uygun hale getirilmeli. Egzersiz aksatılmamalı. Geriatrik ve Longevity check up’lar uygulanmalı. Alanına saygı duyulmalı. En önemlisi bilişsel destek verilmeli. Nasıl ki insan merak ettikçe yaşar, merak etmeyi bıraktığında sadece hayatta kalır ise hayvan için de durum aynıdır. Oyunlar, iletişim, merak uyandıracak ve eğlendirecek aktiviteler yapılmalı. Antienflamatuar beslenme ve antioksidan takviyeleri, SAMe takviyesi yanısıra Veteriner Hekiminizin vereceği tavsiyelere uymak çok önemli.

8. Pet Sahiplerine Mesaj: “Kedi ve Köpeklerde Uzun Yaşam Rehberi”ni okuyan bir hayvanseverin evine döndüğünde yapacağı ilk değişim ne olmalıdır? Okurlarınıza vermek istediğiniz en temel mesaj nedir?

Önce beslenme gözden geçirilmeli, ardından mental sağlığı ile ilgili gelişmeye açık noktalar saptanmalı, takiben ev içi iletişim, egzersiz düzeni, oyun rutinleri düzenlenmeli. Bu arada yoldaşımız 5 yaş üstü ise muhakkak bir geriatrik check up ve longevity check up sağlanmalı. Bu ekonomik olarak da, manen de gelecekteki zahmetlerden çok daha az maliyetlidir.

Peugeot’dan Patili Dostlara Özel Yenilik: E-5008 Dog Edition Concept Tanıtıldı

Fransız otomotiv üreticisi Peugeot, Stellantis Design Studio iş birliğiyle hayata geçirdiği E-5008 Dog Edition Concept modelini duyurdu. Tatil sezonunun başlamasıyla birlikte evcil hayvan sahiplerine yönelik geliştirilen bu konsept, araca sonradan aksesuar eklemek yerine yolculuk deneyimini doğrudan bir köpeğin algı, duyu ve ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlıyor. Büyük SUV kullanıcılarının yarısından fazlasının köpek sahibi olmasından yola çıkılarak geliştirilen konsept, markanın tam elektrikli E-5008 modeli üzerine inşa edildi.

Araç kabininde, köpeklerin renk algısına uygun olarak sakinleştirici mavi tonlar ve canlandırıcı sarı detaylar tercih edildi. Köpeklerin yolculuk sırasında başlarını camdan dışarı uzatma alışkanlığı düşünülerek tasarlanan özel pencere yastığı (Window Headrest), hem konfor hem de güvenlik sunuyor. Ayrıca bagajda veya molalarda kullanılabilen modüler yatak, akıllı tasma, entegre mama ve su kaplarının yanı sıra, aracın bataryasından beslenen (V2L) ve bagaj tabanına gizlenen özel bir evcil hayvan kurutma makinesi de donanımlar arasında yer alıyor.

Fiziksel donanımların yanında yazılımsal çözümlerle de desteklenen konseptte, araç içindeki sıcaklığı ideal seviyede tutan ve uzaktan kontrol imkânı sunan akıllı iklimlendirme sistemleri bulunuyor. Kaybolan veya araçtan uzaklaşan köpeği geri çağırmak için özel sesler yayan “Dog Retriever” gibi deneysel yazılımlar da dikkat çekiyor. Seri üretime geçmesi planlanmayan Peugeot E-5008 Dog Edition Concept, elektrikli araçların evcil hayvanlı aile yaşamına nasıl uyum sağlayabileceğini gösteren yenilikçi bir tasarım çalışması olarak öne çıkıyor.

L’Oréal Türkiye’den İş Dünyasına Örnek Adım: “Evcil Hayvan Sahiplenme İzni”

L’Oréal Türkiye, çalışan odaklı ve kapsayıcı insan kaynakları politikalarına yenilikçi bir boyut kazandırarak “Evcil Hayvan Sahiplenme İzni” uygulamasını hayata geçirdi. İş ve özel yaşam arasındaki dengeyi korumayı hedefleyen şirket, bu yeni dönemle birlikte patili dostları aileden bir fert olarak gören çalışanlarının hayatını kolaylaştırmayı amaçlıyor.

Yeni düzenleme kapsamında, hayatını bir evcil hayvanla birleştiren veya mevcut patili dostunun sağlık sorunlarıyla ilgilenmesi gereken çalışanlara özel izin hakları tanınıyor. Çalışanlar, yeni bir evcil hayvan sahiplendiklerinde onların eve alışma ve bakım süreçlerini çok daha rahat bir şekilde yönetebiliyor. Bunun yanı sıra veteriner kontrolleri, ameliyat ve tedavi gibi acil durum gerektiren süreçlerde de çalışanlara ihtiyaç duydukları esneklik sağlanıyor.

Canlı yaşamına saygıyı ve iş yerinde duygusal esenliği ön planda tutan L’Oréal Türkiye, bu hamlesiyle modern çalışma hayatında hayvan dostu kurum kültürünün en güzel örneklerinden birini sergiliyor. Sektördeki yenilikçi insan kaynakları uygulamalarına bir yenisini ekleyen şirket, hem çalışan memnuniyetini artırmayı hem de toplumsal farkındalığa katkıda bulunmayı sürdürüyor.

Yemek Artıklarına Şirin Ama Etkili İkaz: Mousoudi Pet Shop ve Ogilvy Greece’den Yeni Kampanya

Yunanistan merkezli pet shop zinciri Mousoudi Pet Shop ve reklam ajansı Ogilvy Greece, evcil hayvan sahiplerinin sıkça yaptığı hatalı bir alışkanlığa dikkat çekmek amacıyla anlamlı bir iş birliğine imza attı. Havaların ısınması ve sosyal yaşamın hareketlenmesiyle birlikte evlerde ya da dışarıda tüketilen yemeklerin artıklarını kedi ve köpeklerle paylaşma eğiliminin arttığı bu dönemde hayata geçirilen “Food Scraps” (Yemek Artıkları) isimli ilan kampanyası ile dikkat çekiyor.

Pek çok hayvanseverin, sevimli dostlarını ödüllendirme veya sevgilerini gösterme düşüncesiyle tabağındaki artıkları paylaşması kulağa masum gelse de uzmanlar bu durumun ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını belirtiyor. Baharatlı, yağlı veya insan metabolizmasına uygun hazırlanan gıdalar, kedi ve köpeklerin sindirim sistemine zarar verebiliyor ve uzun vadede kronik hastalıklara davetiye çıkarıyor. Ogilvy Greece tarafından hazırlanan ve sevimli görselliğinin arkasına güçlü bir mesaj gizleyen basılı ilanlar, “ne kadar seversek sevelim, gelenekselleşmiş ev yemeği artığı yedirme alışkanlığının dostlarımızın sağlığını tehlikeye attığı” gerçeğini çarpıcı bir dille vurguluyor.

Kampanya, evcil hayvan sahiplerine doğrudan üst perdeden bir suçlamada bulunmak yerine, dostlarımızın sempatik doğasını öne çıkararak samimi bir farkındalık yaratmayı hedefliyor. Ev yemeklerinin yarattığı risklerin altını çizen Mousoudi Pet Shop, hayvan sahiplerini kedi ve köpeklerin biyolojik ihtiyaçlarına tam uyum sağlayan besleyici, dengeli ve özel üretilmiş pet gıdalarına yönelmeleri konusunda teşvik ediyor. Büyüleyici tasarımı ve güçlü toplumsal mesajıyla “Food Scraps”, yaratıcı reklam dünyasında ve hayvanseverler arasında kısa sürede takdir topladı.