Küçücük bir köpek hayatınızı ne kadar değiştirebilir?..

Facebook
Twitter
LinkedIn
Pinterest
Pocket
WhatsApp

fft5_mf37653Milliyet, eskiden şimdiki Hürriyet’ in yerindeydi. Etrafında kocaman bahçesi olan bir bina. Neredeyse sekiz yıl çalıştım orada. Tabii bahçe olunca kedi-köpek olmadan olmuyor. Her sabah kuru mama taşıdım yanımda, her öğlen yemek artıklarını toplayıp kendimce karınlarını doyurmaya çalıştım. Tabii sadece ben değil. Birkaç kişi daha vardı benim gibi. Bina yönetimi ses çıkarmasa da pek hoşnut değildi durumdan. Arada Bağcılar Belediyesi’nden birileri gelip hayvanlardan yakalayabildiklerini toplayı veriyordu. Kendini kurtaranlara bakmaya devam ediyorduk. İçlerinde sahiplenilenler de oluyordu. Mesela iki tanesi bende. Tombik ve Pascal. Geçenlerde şimdi o binada çalışan bir arkadaşımın da bahçeden bir köpek sahiplendiğini öğrendim. Kendisinden nasıl karar verdiğini ve hayatında neler değiştiğini yazmasını istedim. Evini bir hayvanla paylaşmak isteyen ama çekinen herkese ilham vermesi için… İşte Radikal Gazetesi’nden İpek İzci’nin ‘Karamel’ macerası: “Mesai bitiminde işten çıkamayacağınız kesinleşmişse yapacak tek şey vardır: Silkinmek için bi’ kahve içmek. Ben de o gün öyle yaptım. Her zamanki gibi arkadaşlarla bahçedeki kafeye indim. Ama o gün şöyle bir şey oldu ki Kafeye girdiğimizde minicik, beyaz bir şey bize doğru koşmaya başladı. Başını okşayıp yürümeye devam ettim. Baktım, arkamdan geliyor. ‘Sahibi bırakmış’ dediler, aldım kucağıma biraz daha seveyim diye, kafasını koltuğumun altına soktuğu gibi uyuyu verdi. Derken işe dönme vakti geldi. O da ne, peşimden geliyor! Arkadaşıma dedim ki ‘Sen tut, ben önden çıkayım.’ Fakat masama oturur oturmaz bende bir suçluluk duygusu… Karar, apar topar Çalışma arkadaşlarım verdiler gazı: ‘Ona sahip çıkmalısın.’ Ben de ev halkını arayıp etkileyici bir konuşma yaptım. Sonunda ‘Eee bir getir bakalım’ dediler. Eve girdikten sonra onu tekrar sokağa bırakamayacağımıza göre zafer benimdi! Çıkış saati geldiğinde hızlı bir operasyonla, köpeği kafeden yürüttük. Yolda yedi göbek sülalemi arayıp yediğim haltı anlattım ve itiraf ettim: ‘Çok korkuyorum!’ Biri hatırlattı; ‘Eve gitmeden veterinere uğra, bir sorunu var mı baktır.’ Öyle yaptım. 1 yaşındaymış, dişiymiş, Rus fınosuymuş, pek tatlıymış… Ama adı neymiş? Veterinerlerden biri ‘Karamel olsun’ dedi. Adını Karamel koyduk. Evin yeni ferdi ilk tetkiklerin ardından Karamel, yeni evine hoş geldi! Açıkça söylemeliyim ki, başlarda ona bakacak birilerini aradım; bu sorumluluğu kaldırabilecek miyiz emin olamadım. Annem oldu ama… Bir süre sonra talip de çıktı Karamel’e ama artık çok geçti. İkinci hafta bittiğinde, benim gibi, annem de Karamel’den ayrılamaz duruma gelmişti. Köpeği olan yan komşumuzla senelerdir ‘apartman dairesinde köpek beslenmez kavgası’ yapan babamın hâlâ çekinceleri vardı. Karamel’in evimizdeki birinci ayı dolduğunda annem, babamı denemek için ‘Karamel’e yeni bir ev mi bulsak?’ diye soru verdi.
İkinci zaferi kazandığımı, babamın ‘Ben ondan hayatta ayrılamam, o benim çocuğum’ cümlesini duyduğumda anladım. Artık tüm ev halkı Karamel’e bir an önce kavuşmak için eve daha erken gelmeye çalışıyoruz. Kimin yanında daha çok oturuyor onu hesaplıyoruz. Durumumuz bu. Karamel, artık evimizin en küçük ferdi. Arka patilerini sürttüğünde ne demek istediğini, hangi hırıltısının ne anlama geldiğini, en sevdiği mamayı, oyunu, nerede uyumayı sevdiğini, akşam kapıdan girince kucağımıza alıp sevmezsek alınacağını, yüksek ses sevmediğini, elektrikli süpürge açıldığında korktuğu için birinin mutlaka yanında durması gerektiğini vs., hepsini biliyoruz. Karamel hepimizin hayatını harika bir şekilde değiştirdi. Tavsiye eder miyim? Tabii ki… Kendinizden bu mutluluğu esirgemeyin.”

Facebook
Twitter
LinkedIn
Pinterest
Pocket
WhatsApp

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

seventeen − 4 =

Yeniler

Köşe Yazıları