Ana Sayfa Blog Sayfa 73

Gökyüzüne Bakan Şoke Oldu!

Sakarya’da tandem uçuşları gerçekleştiren yamaç paraşütçüsü, kulübün köpeğine uçuş takımları giydirerek Sakarya semalarında uçtu. Max ismindeki köpeğin uçmayı çok sevdiğini belirten paraşütçü, “Benim ilk defa bir köpekle uçuşum oldu. Çok keyifliydi, çok güzeldi” dedi.

Paraşütçülerin vazgeçilmez merkezi haline gelen Serdivan ilçesindeki Kırantepe’de Yusuf Kargın isimli yamaç paraşütçüsü, Sakarya Sportif Havacılık Kulübü’nün Max isimli köpeği ile birlikte Sakarya semalarında uçarak o anları aksiyon kamerasına kaydetti.

PARAŞÜTLERİN PEŞİNDEN SÜREKLİ KOŞUYOR

Köpek ile birlikte uçuş takımlarını giyen Kargın, havalanırken, köpeğin sakinliği dikkat çekti. Yaklaşık yarım saat köpeği ile havada süzülen paraşütçü, o anları kayda almayı da unutmadı. Köpek ile unutulmaz bir deneyim yaşayan Kargın, Max için ikinci kendisi için bir hayvanla ilk uçuş deneyimi olduğunu söyledi. Köpeğin ilk uçuşundan sonra havalanan paraşütlerin peşinde sürekli koştuğunu aktaran Kargın, ara ara tekrardan köpek ile uçuş yapacaklarını belirtti.

“MAX UÇMAYI ÇOK SEVİYOR VE ÇOK MUTLU OLUYOR HAVADA”

Köpek için ikinci kez uçtuğunu aktaran yamaç paraşütçüsü Yusuf Kargın, “Sakarya Sportif Havacılık Kulübü olarak tandem uçuşları gerçekleştiriyor, yolcularımızı uçuruyoruz. Uçmak için Türkiye’nin en güzel bölgelerinden birisindeyiz. Max yıllardır bizle beraber ve bizim kulübümüzün evladı gibi çok seviyoruz onu. Daha öncesinde bir kere uçmuştu. O uçtuğu günden beri sürekli paraşütlerin peşinde. Biz burada uçarken sürekli koşuyor ve paraşütleri takip ediyor. Uçmak istiyor tekrardan. Biz de geçenlerde tekrardan alıp uçurduk. Max uçmayı çok seviyor ve çok mutlu oluyor havada. Fırsat buldukça ara ara onu tekrardan uçurmayı düşünüyoruz. Kendisi havada çok sakin.

“BU KADARINI BEKLEMİYORDUK, BAYAĞI BİR İLGİ GÖRDÜ VİDEO”

Benim ilk defa bir köpekle uçuşum oldu. Çok keyifliydi, çok güzeldi. İnsanlarla uçmaktan farklı oluyor neticede bir köpekle oradasınız ve bu köpek de uçmayı seviyor, sakin. Çok güzel ve keyifli dakikalar geçirdik havada. Bundan sonra belki devam eder köpekle uçuşlarımız. Max’in bu uçuşunda hazırlanışını ve uçuşunu videoya alalım dedik hatıra olarak kalsın. Hem de sosyal medyamızda da paylaştık bu videoyu. Bayağı bir ilgi gördü bu video. Biz bu kadarını beklemiyorduk, güzel dönüşler oldu ve hatta bizim de köpeğimizi uçurur musun diyenler oldu. Evcil hayvanlarıyla uçmak isteyen olursa değerlendirebiliriz” dedi.

Kaynak: Super Haber

Yaşayan En Yaşlı Erkek Panda Uyutuldu

Hong Kong’da bir eğlence parkının hayvanat bahçesinde esaret altında yaşayan dünyanın en yaşlı erkek pandası uyutuldu.

An An isimli panda 35 yaşındaydı, insan yaşı karşılığı 105.

Ocean Park yetkilileri uyutulma kararının hayvanın son haftalarda giderek kötüleşme belirtileri göstermesinin üzerine alındığını söyledi.

An An, partneri Jia Jia ile birlikte Çin hükumeti tarafından 1999’da Hong Kong’a hediye edilmişti.

Park yetkilileri pandanın yavaş yavaş yemek yemeyi bıraktığını ve sonunda katı yemeyi tamamen kesip sadece su ve içecekler tükettiğini belirtti.

Ocean Park geçmişte özellikle ‘yunus şovları’ nedeniyle eleştirilerin odağı olmuştu. Sonunda işin ‘şov’ kısmına son verilse de hayvan hakları aktivistleri yunusların turistlerin ilgisini çekmesi için hala parkta tutulmasını eleştiriyor.

BBC’nin aktardığına göre partneri Jia Jia 2016’da 38 yaşında ölmüş ve esaret altında yaşayan en yaşlı dişi panda olmuştu.

Doğada pandaların yaşam süresi beklentisi 20 yıl ancak esaret altında daha uzun yaşayabiliyorlar.

Kaynak: Diken

 

 

 

Hayvan Hakları ve Sokakta Yaşayanlar

Dünyamız insan ve hayvanların ortak yaşam alanıdır. Evcil, vahşi, sahipli veya başıboş olmasına bakılmaksızın hayvanların da bu ortak yaşam alanında en az bizler kadar hakları olduğunu unutulmamalıdır.

Kontrolsüz yaşayan hayvanların insanlar açısından sakıncalarından biri zoonoz (hayvandan insana bulaşan) hastalıklara neden olmalarıdır. İnsan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre sağlığı “tek sağlık” olarak değerlendirilmelidir.

BARINAKLAR VE SAHİPLENDİRME

Ülkemiz 1978 yılında Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni imzalamış olmasına rağmen 5199 sayılı “Hayvanları Koruma Kanunu” 24 Haziran 2004 tarihinde çıkarılmıştır. Buna göre sokakta yaşayan hayvanlar, belediye tarafından toplanıp sahiplendirilmeye çalışılacak sahiplendirilemeyenler ise kısırlaştırılıp; aşılanıp, paraziter ilaçlar kullanılıp alındıkları bölgeye bırakılacaktır. Burada eksik kalan bu hayvanlara rehabilitasyon hizmetlerinin sunulmamasıdır. Onlara toplum içinde yaşayabilecek hal ve davranışları kazandırdıktan sonra bölgelerine bırakılmaları gerekir.

Sokağa bırakılan bu hayvanlar, o mahallede veya bölgede yaşayan hayvanseverlerin (gönüllülerin) gözetiminde olmalı ve sonrasında da onların denetiminde kalacak şekilde bırakılmalıdır. Böylelikle bu hayvanlara zamanı geldiğinde aşı ve paraziter uygulamalar yenilenebilecektir.

Tüm belediyelerde nüfus büyüklüğüne bakılmadan sahipsiz hayvan barınakları oluşturulmalıdır. Her belediyede “veteriner işleri müdürlükleri”nin kurulması zorunlu olmalı ve yeterli sayıda veteriner hekim istihdam edilmelidir.

KAMUOYU OLUŞTURULMALI

Sahipsiz başıboş hayvanlarla ilgili hazırlanan projeler, gönüllü sivil toplum kuruluşları ile birlikte farkındalık çalışmaları yapılıp, bu il genelinde paylaşılmalı, ayrıca çip sistemine entegre yeni veri tabanı oluşturulmalıdır.

Belediyelerde barınakta çalışan kişilere periyodik olarak hayvan davranışları ve rehabilitasyonu konusunda eğitim verilmelidir. İlk ve orta dereceli okullarda sahipsiz hayvanlar ile ilgili açıklayıcı ve eğitici dersler veteriner hekimler tarafından anlatılmalıdır.

Bakanlığın var olan veteriner işleri örgütlenme yapısı sorunların çözümünde yetersiz kalmaktadır. Daha etkin ve verimli olabilmek için Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde “veteriner işleri genel müdürlüğü” oluşturulmalıdır. Bunun altında da Hayvanları Koruma Kanunu ile ilgili (5199 sayılı yasaya göre) daire başkanlığı kurulmalıdır.

Sahipsiz hayvan sorununun sadece hayvanseverlerle değil, uzman kişilerin yönlendirmesi, bilimsel raporlar, belediye ve bakanlık otoritesi ve inisiyatifiyle, daha sağlıklı ve hızlı şekilde çözülebileceği konusunda kamuoyu oluşturulmalıdır. Sokak hayvanları sorunu veya sokak hayvanlarının sorunu birlikte düşünülüp çözüm önerileri ona göre yapılmalıdır.

Dr. Nasıf Aldemir

Kaynak: Cumhuriyet

 

Hayvan Dostlarınıza Mutlaka Kene Kontrolü Yapın

İnsanların ilkbahar ve yaz aylarında kenelerin olduğu ormanlık alanlar, park ve bahçelerde vakit geçirmesi ile vaka ve ölüm sayılarında artış yaşandı.

KKKA virüsünü bulaştıran kenelerin sıklıkla görüldüğü Tokat, Sivas, Yozgat, Giresun, Gümüşhane, Erzincan ve Erzurum’un yanı sıra farklı bölgelerde de görülen vakalar insanları tedirgin etti.

Yabani hayvanların yanı sıra “ev hayvanlarının” da keneyi bir bölgeden başka bir bölgeye taşıma riskine karşı uzmanlar uyardı.

Veteriner Hekim Fatih Koç, evcil hayvanlarını yeşillik alanlarda, ormanlık bölgelerde gezdirenlerin keneye karşı daha dikkatli olması gerektiğini kaydetti.

Koç, eve dönüşlerde insanların vücudunda kene olup olmadığı yönünde yaptığı kontrolü beslediği hayvan dostlarına da yapması gerektiğini söyledi.

 

‘SEVİMLİ DOSTLARIMIZA HEM DE BİZLERE ÇOK BÜYÜK ZARARLAR VEREBİLİYOR’

“Evcil hayvanlarının” 1-2 ay arayla aşılanması gerektiğini belirten Koç, “Kedi ve köpeklerini dışarıda gezdirdiklerinde kene taşıma ihtimalleri olabilir. Bu amaçla onların iç dış parazitlerini yapmalarını ve kontrollerini yapmalarını öneririm. Kene taşıyıcıdır. Bakteri ve virüsleri taşırlar. Bu sebepten dolayı hem sevimli dostlarımıza hem de bizlere çok büyük zararlar verebiliyor” dedi.

GEZİNTİ SONRASI EVE DÖNÜLDÜĞÜNDE, MUTLAKA KENE KONTROLÜ YAPILMALI

Hayvan dostlarınıza gezinti yaptırdıktan sonra eve dönüldüğünde mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini belirten Koç, “Bahçe ve mesire alanlarında sevimli dostlarımızla gezinti yaptığımızda eve döndüğümüzde onların üzerinde, kendi üzerimizde, giysilerimizde kene olmuş olabilir. Bunları evimize taşıyor olabiliriz. Bu vesileyle sevdiğimiz dostlarımıza, eşimize, dostumuza zarar veriyor olabiliriz. Bu vesileyle hem onların kontrolünü hem de kendi kontrolümüzü yaparak koruma önlemini almış olabiliriz” diye konuştu.

Kenenin olduğu her yerde risk olduğuna dikkat çeken Koç, “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı ilk önce Kırım’da görülmüştür. Bu işin Tokat’la, Yozgat’la alakası yok. Kenenin olduğu her yerde bu hastalık olabilir. İspanya’da binlerce insanın ölümüne sebep olmuş bir hastalık. Kene öldürücü değildir. Kenenin taşıdığı virüsler öldürücüdür. Bu vesileyle her kene de potansiyel bir mikrop taşıyıcı diyebiliriz. Bu sebepten dolayı da kendi kontrolümüzü yapmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Ajanimo 

 

Çeşme’de Pet’li Tatil Sezonu

Pandemiden karlı çıkanların en başında evcil hayvanlar geliyor. Çünkü kapanma döneminde onların arkadaşlığının kıymetini daha iyi anladık. Şimdi can dostlar bu arkadaşlığın tadını plajlarda çıkarıyor.

Evcil hayvanlar daha önceleri oteller ya da işletmeler tarağından kabul edilmiyordu. Bu yüzden de pek çok kişi patili dostlarını evde ya da hayvan otelinde bırakmak durumunda kalıyordu. Hatta bırakacak yer olmadığı için tatile gidemeyenler bile vardı. Ancak bu yaz evcil hayvanıyla tatil yapanların sayısında büyük bir artış var. Çünkü pek çok işletme artık hayvan dostu olmakla ün yapıyor.

GECE GÜNDÜZ BİRLİKTE

Yaz dönemini Çeşme’de geçirenlerin büyük bir kısmı da tatillerini evcil hayvanlarıyla birlikte yapıyor. Köpeklerini yanlarından ayırmayan pek çok kişi, beachlere bile onlarla gidiyor. Kimi kucağında gezdirirken, kimi de denize can dostlarıyla birlikte girip serinlemeyi veya oynamayı tercih ediyor.

Sudan pek hoşlanmayan ve zorla denize sokulan bazı köpekler ise karaya çıkmak için büyük mücadele verirken komik görüntülere de sahne oluyor. Enerjisini atmak isteyen köpeklerin tercihi ise mekanların plajında sahipleriyle kovalamaca oynayarak spor yapmak oluyor. Akşamları Alaçatı’yı dolaşan hanımlar, cüzdan boyutunda olan özel cins köpeklerini çantasında gezdiriyor. Sevimli dostlarından uzak kalmak istemeyen hayva severler, gece gündüz onlarla birlikte vakit geçirmekten hayli mutlu görünüyor.

Kaynak: Yeni Asır 

 

Danıştay’dan Tehlikeli Köpek Irklarında Önemli Karar!

Danıştay, American Staffordshire Terrier (American Staff) cinsi köpeklerin, “Tehlike Arz Eden Hayvanlar Genelgesi”nden çıkarılmasına ilişkin yürütmenin durdurulması istemli davanın reddine karar verdi.

Bünyesinde hayvan dernekleri bulunan bir federasyon, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce 7 Aralık 2021’de yayımlanan “Tehlike Arz Eden Hayvanlar Genelgesi”nin bazı hükümlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştayda dava açtı.

Federasyon dilekçesinde, 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 14. maddesinde, “Bakanlıkça belirlenen tehlike arz eden hayvanları üretmek, sahiplenmek, sahiplendirmek, barındırmak, beslemek, takas etmek, sergilemek, hediye etmek ve bunların ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak yasaktır.” hükmü gereğince, “tehlike arz eden hayvanların” belirlendiği aktarıldı.

Bu kapsamda hazırlanan genelgede, Amerikan Pitbull Terrier, Dogo Argentino, Fila Brasilerio, Japanese Tosa, American Staffordshire Terrier ve American Bully ırkı köpeklerin “tehlike arz eden hayvanlar” olarak yer aldığı ifade edildi.

“Tehlike arz eden” köpekler arasında gösterilen American Staffordshire ırkının hatalı olarak pitbull melezi olarak değerlendirildiği iddia edilen dilekçede, “Bu ırkın tehlike arz eden hayvanlar kategorisine dahil edilmesinin bilimsel açıdan mümkün olmadığı, dava konusu genelgenin sebep, amaç unsurları yönünden sakat olduğu ayrıca ölçülülük ve gerekçe ilkelerine de aykırı olduğu ortadadır.” ifadelerine yer verildi.

“Dava açma ehliyeti yok”
Danıştay 10. Dairesi, federasyonun dava açma ehliyeti bulunmadığına karar vererek, davayı reddetti.

Dairenin kararında, iptal davalarının idarenin, hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olduğu ancak bu davaların doğrudan menfaatleri ihlal edilen kişilerce açılabileceği hatırlatıldı.

Aksi halde “dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının” ihlal edileceğine dikkat çekilen kararda, şu değerlendirmeye yer verildi:

“Federasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az 5 dernek ile kurulur. Federasyonların, kendisine bağlı derneklerin dava açabilecekleri düzenlemelere karşı dava açma ehliyeti yoktur. Bu kapsamda, davacı federasyonun, tüzel kişiliğine yönelmeyen genelgenin iptalini istemekte doğrudan bir menfaati bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda federasyonun, dava açma ehliyeti bulunmaması nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle davanın ‘ehliyet yönünden’ reddine oy birliğiyle karar verilmiştir.”

Öte yandan Danıştay 10. Dairesi, aynı federasyonun Dogo Argentino cinsi köpeklerin “tehlike arz eden hayvanlar” listesinden çıkarılması istemiyle açılan davayı da aynı gerekçeyle reddetmişti.

Kaynak: Medyabar

Kedi ve Köpeklerde Aşılamanın Önemi

Sakarya Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Başkanı Mustafa Yıldız, kedi ve köpeklerde aşılamanın önemiyle ilgili açıklamalarda bulundu.

Yıldız, “Çok sevdiğimiz can dostlarımızın kendi özel hastalıklardan ve de zoonoz hayvanlardan insanlara geçen hastalıklardan korunmak için aşıları mutlaka zamanında yapılmalıdır. Köpek ve de kedilerin gerek ortak aynı zamanda zoonoz kuduz hastalığı gerekse farklı olarak köpeklerde gençlik hastalığı ,kanlı ishal ,corona v.b. kedilerde ise , fip (feline enfeksiyöz peritonit),panleukopeni v.b birçok hastalık mevcuttur.Bu hastalıkların etkeni virüs olup ilgili can dostları için son derece öldürücüdür. Bu hastalıklardan tek korunma yolu aşılamadır. Dünyada ve de ülkemizde insanlar için Coronadan korunmanın en etkili yöntemi aşılamadır.İnsanımızın çoğu aşılarını olmuştur.Tekrar bu günlerde hatırlatma Corona aşılarını olmaya başladık. Bu arada kendim corona hatırlatma dozunu oldum. Sosyal medyada ne olduğu bilinmeyen corona aşılama hakkında asılsız haberlere inanmayınız.

Can dostlarımızı kendi özel hastalıklardan korumak için düzenli aşılarını takip edip serbest veteriner hekimlere yaptıralım. Aşılar can dostlarımızın hastalanmasını engellediği gibi onların çağdaşlarına göre daha uzun süre sağlıklı yaşamalarına vesile olursunuz. Bir sokakta yaşayan can dostunun ortalama ömrü üç yıldır. Evimizde yada bahçemizde beslediğimiz can dostumuzun ortalama ömrü 10-12 yıldır. Aşılamalar düzenli yapıldığında kaliteli besleme sağlandığında rutin sağlık kontrollerini vaktinde yapıldığında yaşam süreleri 15-20 yıla kadar uzayabilir.Siz değerli can dostu sahiplerine ve can dostlarınızla birlikte sağlıklı ,mutlu ,huzurlu uzun yıllar dilerim.” dedi.

Kaynak: Halk 54

Kedi ve Köpekler Vitrinlerden Kaldırıldı

Hayvanları koruma kanununda yapılan değişiklik yürürlüğe girdi. Kedi ve köpeklerin petshop vitrinlerinde satışı yasaklandı. Hayvanlar artık doğal ortamında olacak, satışlar katalogların üzerinden yapılacak.
Hayvanları koruma kanununda beklenen yasal düzenleme geldi. Hayvanlar artık petshoptan satın alınamayacak.

Hayvanları koruma kanununda yapılan değişiklik 14 Temmuz’da yürürlüğe girdi. Kedi ve köpekler petshop vitrinlerinden kaldırıldı.

Yasaya göre petshoplarda fiziki ve sanal kataloglar bulunacak. Satın almak isteyenler hayvanı katalogdan seçecek. Bu süreçte ise hayvanlar doğal ortamlarında olacak.

Ancak esnaf bu yasaya tepkili. Petshop sahipleri bu kanunun usulsüzlüğe yol açacağını düşünüyor.

ESNAFA GÖRE DÜZENLEMEYLE BİRLİKTE YASADIŞI SATIŞLARDA ARTIŞ YAŞANACAK

Petshop sahibi esnaf, ”Yapılmak istenenle yapılan aynı şey değil. Petshopta hayvanın satışını engellediğiniz zaman kim yapacak bunu kayıt altında olan merdiven altına girecek” diyerek tepki gösterdi.

Diğer bir esnaf ise kanun değişikliğine ilişkin, ”İstanbul dışında çiftlik kurun diyorsunuz, oradaki barınak maliyetlerini, yer kiralamayı, kedi köpek bakmak için oraya bir elaman bırakmanın maliyetlerini kimse düşünmüyor” dedi.

Kaynak: Haber Global 

Pet Haber Gazetesi Sayı 55

Hayvanlarda antibiyotik direncini önlemek, veteriner reçetesiyle mümkün

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ender Yarsan, “Antibiyotik direncinin önüne geçmek için sürveyans programlarının yapılması, veteriner hekim reçetesiyle alınması uygulamalarının idari düzeyde yapılması gerekiyor.” dedi.

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı, Farmakoloji ve Toksikoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ender Yarsan, hayvanlarda antibiyotik direncinin önüne geçmek için ilacın veteriner reçetesiyle alınması gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Yarsan, antibiyotik direncine ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, antibiyotiklerin doğduran hedef niteliğindeki bakteriler üzerinde etki gösteren, onlarla mücadelede kullanılan ilaç grubu olduğunu söyledi.

Veteriner hekimlikte hayvan sağlığında kullanılan 1600 ruhsatlı ilacın yaklaşık 800’ünün antibiyotik olduğunu belirten Yarsan, “Hem etkiyi oluşturma hem de meydana gelecek sorunları ortaya koyma noktasında antibiyotikler bu yönüyle önemlidir. Antibiyotikler, son derece akılcı ve doğru kullanılmalı. Antibiyotikleri aşılama programları ve koruyucu hekimlik uygulamalarıyla bir bütün halinde (holistik-bütüncül yaklaşım) düşünmek gerekir.” diye konuştu.

Antibiyotiklerden kaynaklanabilecek riskler olduğuna işaret eden Yarsan, bunlar içerisinde en dikkat edilmesi gerekenin antibiyotik direnci riski olduğunu aktardı.

Antibiyotik gereken şartlarda kullanılmazsa bakterilerde antibiyotiğe karşı direnç geliştiğini anlatan Yarsan, şöyle devam etti:

“Direnç oluştuğunda artık antibiyotikten beklediğimiz etkinlik ortaya çıkmaz. Dolayısıyla bu ileriye dönük düşündüğümüzde pandemi olarak, sorun olarak ortaya çıkar. Antibiyotikle ilgili yapılması gereken sürveyans programı. Yani ulusal düzeyde antibiyotik direncindeki durumumuz nedir bunun belirlenmesi gerekir. Antibiyotiğin hayvanlarda kullanım boyutu gerçekten yüksek. Özellikle insan sağlığıyla karşılaştırıldığında, hayvan sağlığında iki kata varan oranda daha fazla kullanılır.”

“Tedbir alınmazsa 2050’de her 3 saniyede 1 insanın öleceği ifade edilir”
Prof. Dr. Yarsan, her yıl dünyada 700 bin insanın antibiyotik dirençli bakterilerden kaynaklanacak enfeksiyonlardan hayatını kaybettiğini söyledi.

Bu durumda her 45 saniyede 1 insanın öldüğüne dikkati çeken Yarsan, “İngiltere’de yapılan çalışmada ileriye dönük perspektifle 2050 yılında eğer tedbir alınmazsa yıllık 10 milyon insanın öleceği ifade edilir. Kovid, 2019’da başladı, bugüne kadarki toplam vefat sayısı yaklaşık 6 milyon. Dolayısıyla özellikle uluslararası örgütler ‘Acaba neler yapılabilir?’ arayışı içerisindeler. Böyle baktığımızda ileriye dönük büyük bir pandemi niteliğinde ortaya çıkacak. Bugün her 45 saniyede 1 insanın öldüğü ama tedbir alınmazsa 2050’de her 3 saniyede 1 insanın öleceği ifade edilir.” diye konuştu.

Dünya Sağlık Örgütü’nün antibiyotik direncini küresel anlamda tehdit oluşturan 10 hastalık içerisinde ifade ettiğini aktaran Yarsan, Türkiye’de bu durumun daha ileri gitmesini engellemek için idari düzenlemeler ve alternatif uygulamaların yapılması gerektiğini vurguladı.

Yarsan, “Antibiyotik direncinin önüne geçmek için sürveyans (ulusal düzeyde antibiyotik direncindeki durum) programlarının mutlaka yapılması, her antibiyotiğin gelişigüzel kullanılmaması ve son derece önemli ve stratejik bir ürün olan antibiyotiğin veteriner hekim reçetesiyle alınması uygulamalarının idari düzeyde yapılması gerekiyor.” uyarısında bulundu.

Yapılabilecekleri, “akılcı antibiyotik kullanımı” şeklinde özetlemek gerektiğine işaret eden Yarsan, şunları aktardı:

“Hastalığın doğru teşhis edilmesi, hangi antibiyotiğin kullanılması gerektiğinin ortaya konulması, uygun doz, uygun aralıklar ve uygun sürede antibiyotiğin kullanılması, bunların hepsinin de hekim kontrolünde yapılmasına biz ‘akılcı antibiyotik kullanımı’ adını veririz. Dolayısıyla bu, ileriye dönük pandeminin ortaya çıkmasının önlenmesinde en önemli adımı oluşturur. Eğer biz gerçekten antibiyotik direnciyle mücadele sağlayacaksak bunu kararlılıkla yapmamız gerekir.”

“Antibiyotik direnciyle ilgili mücadelede hep ‘tek sağlık’ vurgusu ortaya konur”
Prof. Dr. Yarsan, bir hayvanda antibiyotik direnci sonucu ortaya çıkan dirençli materyalin insanlara farklı şekillerde aktarıldığını belirterek, “Yayılım, gıdalar yoluyla olur, herhangi bir yüzeyde dirençli bir bakteri varsa insanların o yüzeylere temas etmesiyle olur veya bir hayvansal atıkla temas edilmesi neticesinde insan bu dirençli bakteriyi alabilir. Seyahat etmek artık son derece kolay. Seyahat etme kolaylığı dirençli bakterilerin taşınmasını kolaylaştırır. Hayvansal ürünler hayvanlarda olan dirençli bakterilerin insanlara geçişini sağlar.” bilgilerini verdi.

Antibiyotik direncinin, tek başına insan veya hayvan sağlığı şeklinde değil de bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğini ifade eden Yarsan, buna da “tek sağlık” yaklaşımı denildiğini söyledi.

Tek sağlığın, genel sağlığın korunması noktasında beşeri ve veteriner hekimlerle sağlığın bütün paydaşlarının bir arada çalışmasını ifade eden bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Yarsan, “Antibiyotik direnciyle ilgili mücadele ifade edilirken, hep ‘tek sağlık’ vurgusu ortaya konur. Öteki türlü bir mücadele, tek başına bir mücadele şeklinde devam ettirilir ve sonuç almak da çok mümkün olmaz.” dedi.

Kaynak: Dik Gazete