Ana Sayfa Blog Sayfa 94

Evde bakılacak hayvan sayısı sınırlanıyor mu?

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın evde bakılan hayvan sayısını sınırlayacak bir yönetmenlik hazırladığı iddia edildi.

Hayvanları Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) değişiklik içeren yasanın yürürlüğe girmesinin ardından Tarım ve Orman Bakanlığı yasanın uygulama yönetmeliklerini hazırlamaya başladı. Taslakta evdeki hayvan sayısına sınırlama içeren düzenlemenin de yer aldığı öne sürüldü. İddiaya göre bu düzenlemeyle site ve apartmanlarda köpekler için üç, kediler için beş olmak üzere sayı sınırlaması getirilecek.
‘İnfial yaratır’
Hayvanları Koruma Kurtarma ve Yaşatma Derneği (HAYKURDER) Başkanı Erman Paçalı “Yasanın hazırlık süreçlerinde en çok tartışma yaratan konulardan biri de evdeki hayvan sayısına kısıtlama getirilmek istenmesi üzerine olmuştu. Yönetmelik taslağında açıkça sayı sınırlamasına ilişkin düzenleme var. Ve üstelik evde üretime izin veren, üretimi kollayan bir düzenleme” dedi.
Paçalı “Bu taslak bu şekli ile düzeltilmeden yayınlanırsa infial yaratır” ifadelerini kullandı.

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/

Engelli ve hasta sokak hayvanlarına anne oldu

Engelli ve hasta sokak hayvanlarına anne olduSİVAS Zehra Özcan, emekli aylığı ile kiraladığı evi engelli ve hasta sokak hayvanlarını ile paylaşıyor.
Engelli ve hasta sokak hayvanlarına anne oldu
SİVAS Zehra Özcan, emekli aylığı ile kiraladığı evi engelli ve hasta sokak hayvanlarını ile paylaşıyor.
Sivas’ta Karşıyaka mahallesinde kiraladığı bahçeli bir evde yaşayan Zehra Özcan isimli 62 yaşındaki kadın, evini birçoğumuzun yüz çevirdiği engelli ve hasta sokak hayvanları ile paylaşıyor. Özcan tek geliri olan emekli maaşını da bu hayvanların beslenmesi ve tedavisi için kullanıyor. Hayatını yardıma muhtaç hayvanlara adayan Özcan, evini paylaştığı kedi ve köpeklerin tedavilerini de kendisi yapıyor.
25 yılını sokak hayvanlarına adadı
Zehra Özcan, son 25 yılını sokak hayvanlarına adadığını belirterek, “Ben 12 yıldır kiraladığım bu evde yaşıyorum. Engelli hayvanları alıp bakım ve tedavilerini yapıyorum. 25 seneye yakın bu işle uğraşıyorum. Çoğu hayvan kanser hastası, kalp yetmezliği olanlarda var, gençlik hastalığından kalma sinirsel titremeleri olan var, kendi hayatını tek başına idam edemeyen hayvanlarım var. Onlara destek amaçlı yardımcı oluyorum. Sabah saat 7.00 da kalkıyorum, saat 8 gibi mamalarını veriyorum daha sonra bütün gün temizlik yapıyorum” dedi.
Her birinin farklı bir hikayesi var
Köpeklerin farklı farklı hikayeleri olduğunu belirten Özcan, “Ben taşınırken kamyon küçük bir yavruyu ezdi, ölür dediler ama şu an 13 yaşında. Bir köpeğin başına çok kötü bir hadise gelmiş, erkeklerden kaçıyordu onu tedavi ettirdim. Bir köpeğimiz de alerji hastasıydı, çok kötü durumdaydı, bütün vücudundan kan ve iltihap akıyordu. 1 seneye yakın tedavi ettim, düzeldi, şu an alerji hastası olduğu için sadece et yiyor. Terk edilmiş, atılmış, kazadan dolayı gözü görmeyen, hepsinin farklı bir hikayesi var. Onları bulup onlarla ilgileniyorum” diye konuştu.
“Sevmiyorsanız zarar vermeyin”
Özcan, “Hayvan sevgim çocukluğumdan geliyor. Hayvan sevgisi ailenin çocuk yetiştirmesi ile ilgili, 5 yaşından itibaren sürekli hayvanların içerisindeydim. Ailem bana hayvanlara karşı vicdanlı ve merhametli olmayı öğretti. Son zamanlarda hayvanlara aşırı şiddet, hayvanlara karşı aşırı nefret taşıyan insanlar gördükçe üzülüyorum. Sevmiyorsunuz ama zarar vermeyin. Özellikle barınakta çalıştığım zaman çok kötü vakalar geliyordu; bıçaklanmış, tecavüze uğramış hayvanlar. İnsanlara artık söyleyecek bireyde bulamıyorum. Dolayısıyla elimizden geldiği kadarıyla bu hayvanlara sahip çıkıyorum. Burayı köpekler için kiraladım ve onlarla kalıyorum” ifadelerini kullandı.

Kaynak: https://www.sondakika.com/

 

Fabrika sahibi makam odasını 16 sokak köpeğiyle paylaşıyor

İzmir’de 25 yıldır fabrikasının kapılarını sokak hayvanlarına açan iş adamı Can Şafak Uzsoy, makam odasında işlerini 16 köpek eşliğinde yürütüyor.

İzmir’in Bornova ilçesindeki Uz Kimya Fabrikası’na geldiğinizde kapıda sizi önce sevimli sokak hayvanları karşılıyor. Eğer iş yerinin idari bölümüne geçerseniz asıl sizi şaşırtacak onlarca köpeği bir arada görebilirsiniz. Odalar arasında özgürce hareket eden ve rahatça dolaşan bu hayvanlar, size hemen bu fabrikanın bir parçası oldukları izlenimi veriyor.
Fabrika personeli ise bu duruma bir hayli alışmış durumda. Onlar için aslında şaşırtıcı bir durum yok çünkü yıllardır bu sokak hayvanlarıyla iç içe mesai yürütüyorlar.

Asıl sürprizi ise fabrikanın sahibi Can Şafak Uzsoy’un makam odasında yaşıyorsunuz. Odaya adım attığınızda onlarca köpek bir odada, koltuklar dahi onlara ayrılmış. Kimi pencere kenarında uyuyor kimi su içiyor kimi de Uzsoy ile oyun oynuyor.
Çocukluğundan itibaren hayvanları çok seven Uzsoy, 25 yıl önce Bornova ilçesinde kurduğu fabrikada bakıma muhtaç ve sahipsiz kedi ve köpeklere bakıyor. Halen fabrikada 10 kedi ve 16 sokak köpeği bulunuyor ve Uzsoy hepsine de bir isim vermiş.
Can Şafak Uzsoy, her sabah köpekleriyle yaptığı 1,5 saatlik doğa yürüyüşünün ardından onlarla birlikte fabrikadaki mesaisine başlıyor.

Hasta olan can dostlarının tedavileriyle de kendisi ilgilenen Uzsoy, çalışma odasına koyduğu özel yastıklar sayesinde tüm gününü onları severek geçiriyor.
Mesaisini yanlarına gelen köpekler ya da masalarına çıkan kedilerle geçiren çalışanlar da can dostlarıyla olmaktan memnun.
Fabrika çalışanlarının toplantılarının kedi ve köpeklerin bulunduğu ortamda gerçekleştirilmesi, ilginç görüntüler ortaya çıkarıyor.

“Can dostlarımla olduğum zaman kendimi huzurlu hissediyorum”
İş insanı Can Şafak Uzsoy, AA muhabirine, sokakta yaralı ya da bakıma muhtaç bir hayvan gördüğü zaman çok üzüldüğünü belirtti.

Fabrikasını kurduğu günden bu yana 100’den fazla kedi ve köpeğe baktığını dile getiren Uzsoy, şöyle konuştu:
“Ponçik ismini verdiğim köpeğimin sokakta üzerinden beton mikseri geçmiş, özel bir veterinere götürüp ameliyat yaptırdım. Artık her sabah bizimle koşuyor. Onların hepsi bizim için bir evlat. Can dostlarımla olduğum zaman kendimi huzurlu hissediyorum. İstedikleri tek şey bir kap yemek ve sevgi. Müşterilerimizin bazıları da ilk zamanlar yadırgadı ama onlar da özenip kedi ve köpek beslemeye başladılar. Artık komşularımız da köpek beslemeye başladı.”
Kedi ya da köpek bakmanın çok masraflı ya da zor bir iş olmadığını vurgulayan Uzsoy, artan yemeklerin onlara verilmesi durumunda hiçbir aç hayvanın kalmayacağını söyledi.

“Burada çalışmak için kedi ve köpek sevmek şart”
Fabrikasında çalışmak isteyenlerde “kedi ve köpek sevme şartı” aradığını belirten Uzsoy, şunları kaydetti:
“Her insan kedi köpek sevmeli demiyorum ama en azından zarar vermemeli. Bizim şirkette çalışanlar hayvan sevmek zorunda. Rahat edemez çünkü burada hep beraberiz. Örneğin Medine Hanım ilk geldiğinde hayvanlardan çekiniyordu. Birkaç gün içinde alışıp evinde şimdi 2 sokak kedisi var, İlknur Hanım (İlknur Kula) da öyle. Burada çalışmak için hayvan sevgisi şart. Bir can dostumuzu kaybettiğimiz zaman ise günlerce acısını yaşıyoruz. Ocağımıza ateş düşmüş gibi oluyor.”

Uzsoy, birçok arkadaşının baktığı köpek ve kedileri sahiplenmek istediğini ancak çalışanlarıyla birlikte buna onay vermediklerini, aralarında duygusal bir bağ oluştuğunu vurguladı.
“Onlar bizim işteki motivasyonumuzu da arttırdı”
Fabrikanın muhasebe bölümünde çalışan İlknur Kula da her geçen yıl can dostlarının çalıştığı ortamdaki sayısının arttığını, kedi ve köpeklerin çok iyi anlaştığını söyledi.
İlk zamanlar kedi ve köpeklerden biraz korktuğunu anlatan Kula, “Artık onları çok seviyorum. İlla ki sizden sevgi istiyorlar. Başını veya sırtını okşadığınızda kendilerini belli ediyor. Kedi ve köpekler burada bizim mesai arkadaşlarımız. Bizim evlatlarımız gibi. Evimde 2 kedi var. İmkanım olsa köpek de alırım. Onlar bizim işteki motivasyonumuzu da arttırdı. Ponçik üzüntülü olduğum zaman yanıma geliyor, patileriyle ‘beni sev’ diyor. O zaman tüm üzüntümü unutuyorum.” diye konuştu.

Kaynak: https://www.aa.com.tr

Kedilerin Neden Sudan Nefret Ettiğini Hiç Merak Ettiniz mi? Tüylü Dostlarımızın İç Sesine Kulak Verdik!

Kedilerin neden sudan korktuğunu hiç merak ettiniz mi?
Evcil kedilerin en bilinen özelliklerinden biri olan sudan nefret etmelerinin nedenini açıklıyoruz! Evinizin tüylü üyelerinin sözcülüğünü yaparak iç seslerini aktarıyoruz. Bu bilgi, bütün kedi türleri için geçerli midir? Buyurun birlikte öğrenelim…
Sudan nefret etmek, evcil kedilerin en bilinen özelliklerinden birisi. Ama bu sav tüm kediler için geçerli midir?

Sudan nefret etmek, bütün kedi türleri için geçerli olmayan bir durum.
Örneğin; kaplanlar gibi büyük ırk kediler suya girmekten çekinmez.

Kaplanlar, çoğunlukla serinlemek veya avlanmak için sık sık suya girer. Hatta bazı evcil kedilerin bile fırsat buldukça yıkanmaktan keyif aldığı bilinir.
Tabii çoğu evcil kedinin de ıslanmamak için büyük çaba sarf etmesi su götürmez bir gerçek.

Hayvan davranış bilimcileri kedilerin sudan nefret etmesinin nedenini açıklamak için bir dizi teori geliştirdi. Peki nedir bu teoriler? Gelin birlikte inceleyelim.
Bu teorilerden ilki, kedilerin suya çok az maruz kalmaları.

Bu fikir, türlerin kuru iklimlerde evrimleştikleri ve nehirlere veya göllere çok az maruz kaldıkları için suyun, içmek dışında aşina olmadıkları ve dolayısıyla kaçındıkları bir element olduğunu öne sürüyor.
Bir diğer fikir ise ıslak kürkün kedileri rahatsız etmesi.

Daha büyük olasılık içeren bu fikir, suyun kürklerine yaptıklarından dolayı kedilerin ıslanmayı sevmediğini savunuyor. Kediler, günlerinin büyük bir kısmını kendi bakımlarını yaparak geçiren titiz hayvanlardır. Islak kürk, bir kedi için son derece rahatsız edicidir ve kuruması genellikle uzun zaman alır. Ayrıca, ıslak kürk kurudan daha ağır olduğu için bir kediyi daha az çevik hale getirir ve avcıların yakalamasını kolaylaştırır.
Kedilerin sudan hoşlanmamasında şok ve korku faktörleri de önemli.

Örnek verecek olursak, yanlışlıkla su dolu bir kovaya düşmek bir kedi için korkutucu bir deneyim olabilir ve hayatının geri kalanında sudan korkmasına neden olabilir.
Birçok kedi musluktan akan veya damlayan su ile oynamaktan hoşlanıyor gibi görünüyor.

Davranış bilimcileri, kedilerin suyun hareketleri ve seslerinden etkilendiğini söylüyor. Bu ses ve hareketler, kedilerde avını yakalama içgüdüsünü harekete geçirebiliyor. Bu oyunlar, sudan hoşlanmayan bir kedi için bile kabul edilebilir çünkü oyunu kontrol etme güçleri vardır ve sadece patileri ıslanır.
Maine Coon, Bengal ve Van kedileri, suya karşı daha cesur davranırlar.

Maine Coon, Bengal ve Van gibi belirli evcil kedi ırkları sudan daha az korkarlar ve ara sıra yüzerler bile! Bu ırkları diğerlerinden ayıran özellikleri, kürklerinin dokusudur ve bu da onları diğer ırklardan daha fazla suya dayanıklı kılar. Bu şanslı ırklar, suyun keyfini de tüm kedilerin yerine doya doya çıkarırlar.

Kaynak: https://onedio.com/

Obez köpek Paşa 30 kilo vermeyi başardı

Ankara’da 3 yıl önce aşırı kilosu nedeniyle veteriner fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezinde tedaviye alınan ‘Golden Retriever’ cinsi köpek ‘Paşa’, fizik tedavi, rehabilitasyon, yüzme ve elektro terapi yöntemleri ile 30 kilo vererek 55 kilodan 24 kiloya düştü.

Çankaya ilçesine bağlı Ahlatlıbel Mahallesi’nde oturan iş insanı Hatice Ayvaz, 6 yıl önce Ostim Organize Sanayi Bölgesi Bölgesi’nde otomobilin çarpması sonucu yaralanan ‘Golden Retriever’ cinsi köpeği tedavi ettirip sahiplendi. Hatice Ayvaz, ‘Paşa’ ismini verdiği köpeğin zamanla aşırı kilo aldığını fark etti. Ayvaz, düzensiz ve fazla beslenme ile hormonal problemlerden dolayı 55 kiloya çıkan ve yürümekte zorluk yaşayan Paşa’yı, 3 yıl önce veteriner fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezine götürdü. Tiroid sorunu yaşadığı saptanan köpek, veteriner gözetiminde tedaviye alındı. Yapılan testlerin ardından egzersiz terapisi tedavisi uygulanan Paşa’ya, her gün koşu bandı ve engelli parkurunda yürüme egzersizleri yaptırıldı. Ayrıca dışarıda da yürüyüşe çıkarılan Paşa; fizik tedavi, rehabilitasyon, yüzme ve elektro terapi yöntemleri ile 55 kilodan 24 kiloya kadar düştü.

Veteriner Hekim Bahri Terzi, Paşa’da kiloya bağlı kalça dispilazisi ve bel fıtığı oluştuğunu belirterek, “Yaşı ileri olduğu için herhangi bir operasyon girişimde bulunamadık. Fizik tedavi ve egzersize yöneldik. Aynı zamanda medikal tedavi de gördü. Kaslarını güçlendirmek için elektro terapi uygulanıyor. Bu süre zarfında çok iyi yol kat ettik. Yaşam kalitesini daha iyi hale getirmiş olduk. Paşa şanslı bir köpek. Sahibi olduğu için durumu fark edip kliniğe getirebildi. Sokakta yaşayıp da bu duruma gelip yaşam kalitesi çok düşük şekilde hayatını kaybeden köpekler de var. Hayvanların kilolu olması insanların hoşuna gidiyor. Bunu insanlardaki obezite gibi bir rahatsızlık olarak görmüyorlar. Şirin buluyorlar. Buraya gelen hasta sahiplerine obezitenin bir sağlık sorunu olduğunu biz anlatıyoruz. Paşa’da geldiği güne göre şimdi daha iyi durumda” dedi.
Yüksek kilolu kedi ve köpeklerin kilo vermeleri için kendilerine getirildiğini ifade eden Veteriner Teknikeri ve Fizik Tedavi sorumlusu Yağmur Denli de, “Kilo bu hayvanların hem sağlıklarını hem de hareketlerini kısıtladığı için sağlık bir şekilde kilo vermelerini, kas yapılarını güçlendirmelerini ve sosyalleşmelerini sağlıyoruz” dedi.
Kliniğin bir odasını engelli ve obez hayvanların tedavileri için spor odasına çevirdiklerini belirten Denli, burada hayvanları koşu bandında yürütüp plates toplarıyla egzersiz yaptırdıklarını söyledi.

Kaynak: https://www.cnnturk.com/

Yavru kedi ne yer; annesiz kedi bakımı nasıldır

Çeşitli nedenlerle annesiz kalan yavru kedi bulabilirsiniz. Peki, yeni doğmuş fakat annesiz kalmış yavru kedi bakımı nasıldır, yeni doğmuş yavru kedi ne yer? İşte tüm detaylar…
Anne sütü, her canlıda olduğu gibi yavrusunun gelişimi için hayati önem taşıyan besinlerin yanı sıra, onun bağışıklığını güçlendirecek antikorları da barındırır.
Bu nedenle yavrulara en iyi bakabilecek olan tabii ki anneleridir. Bu yüzden, o sırada yanlarında annesi olmayan yeni doğan kedi/kediler bulduysanız öncelikle annelerinin gerçekten olmadığından emin olmalısınız.
En önemlisi de bulundukları yerde eğer taşınmalarını gerektirecek çok önemli bir sebep yoksa yerlerini değiştirmemeli, yavrulara dokunmamalısınız.
Çünkü eğer anne geri dönerse, kokunuzun sinmesiyle yavruları reddedebilir, ortamı yadırgayabilir.
Yavru kedi ne yer sorusuna gelmeden önce, yeni doğmuş bir kedi ile karşılaştığımızda hangi adımları atmamız gerektiğine bakalım…
Öncelikle bulundukları ortamı, uzaktan birkaç saat gözlemleyin. Anne kedi aslında etrafta olabilir ve siz yavrulara çok yakınsanız uzaklaşmanızı bekliyor olabilir.
Eğer bölgede annenin dönüp dönmeyeceğini gözlemleyecek kadar vaktiniz yoksa çevrede müdahale etmenizi gerektirecek bir tehlike var mı diye kontrol edin. (Hava durumu, saldırı, araç trafiğine yakın olması vb)
Yavru kedilerin dış görünüşleri de annesiz olup olmadıkları hakkında ipucu verecektir. Eğer çok bakımsızsa, annelerinden bir sebeple ayrı kaldıkları anlamına gelebilir. Ayrıca uzun süre beslenmeyen yavrular, çok fazla miyavlayarak aç olduğunu belli edecektir.

Yavru kedi ne yer sorusunun cevabı kesinlikle inek sütü değildir, yavru kedilere inek sütü vermek onlar için zararlıdır.

BİR AN ÖNCE VÜCUT ISISI DENGELENMELİ
İlk yapmanız gereken, üşüyen yavruyu ısıtmaktır. Yavru kediler yaklaşık 5 haftalık olana kadar vücut ısılarını koruyamazlar. Bu yüzden annesiz kalan yavrunun bir an önce vücut ısısı dengelenmelidir.
Giysilerinizin içine, vücut ısınızı alabileceği bir şekilde koyun ve imkânınız varsa en yakın veteriner kliniğine götürün. Ve yavru kedilere, en iyi, yine bir anne kedi bakabileceği için hemen süt anne arayışına girin. Birçok anne kedi, kendisinin olmayan yavruları da kabul edecektir.
Eğer süt anne bulamıyorsanız, büyük özen ve emek gerektiren fakat sonunda kendinizle gurur duyacağınız ciddi bir sorumluluk alıyorsunuz demektir.

o İhtiyaç duyulan Malzemeler:
o Yavru kedi süt tozu.
o Yavru kedi biberonu ya da iğnesiz bir enjektör
o Küçük boyutta kutu, sepet, taşıma çantası
o Polar veya yünden battaniye
o kazak
o havlu
o örtü
o Sıcak su torbası (Evde yoksa pet şişeler de işe yarayacaktır)
o Bolca pamuk

Yavru kedileri yıkamak iyi bir fikir değil
YAVRU KEDİLERİ YIKAMAMALISINIZ
Yavruya idrar, dışkı ya da hangi bir pislik bulaşmış ise ılık, nemli, yumuşak temiz bir bez ya da sünger yardımıyla silebilirsiniz.
Yavru kedileri kesinlikle yıkamamalısınız.
Eğer pire var ise, bir veteriner hekimden yavruya zarar vermeyecek bir pire ilacı isteyin.
Veteriner hekime danışmadan hiçbir ilaç uygulamayın. Yanlış ürünü kullanmanız, ya da doğru ürünü yanlış şekilde veya dozda kullanmanız yavrunun zehirlenmesine yol açabilir.
Temizlik işlemi bittikten sonra yine temiz ve kuru bir havlu yardımıyla hafifçe ovalayarak kurutun.

GENÇLİK HASTALIKLARINA YAKALANMA RİSKİ YÜKSEKTİR
Öncelikle, evde başka evcil hayvan var ise yavruyu diğer hayvanlardan kesinlikle uzak tutun.
Öksüz kedilerde, anne kedinin antikorları bulunmaz. Bu yüzden de özellikle gençlik hastalığına yakalanma riskleri yüksektir.
Ayrıca yavrunun kendisi de virüs taşıyor olabilir. Bu yüzden yavru kedileri, evin içinde karantinada tutmak, hem onların hem de hem de evdeki diğer hayvanların hastalık kapma olasılığını azaltır. Evde, kedinin yaşam alanı için hava akımlarından uzak, sessiz bir köşe bulun.
ALTIN KURAL: SICAK TUTMAK
Annesiz kediler, özellikle de tek başınaysa en önemli kural sıcak tutmaktır.
Yavru kedi için hazırladığınız kutunun altına temiz bir örtü serin. Yavruyu, battaniye veya başka bir malzemeyle rahat nefes alabileceği bir şekilde sarın.
Battaniyenin altına, elinizin dayanabileceği bir sıcaklıkta suyla doldurulmuş, havluya ya da bir örtüye sarılı bir sıcak su torbası koyun. (Sıcak su torbası yoksa pet şişe de kullanabilirsiniz. Pet şişenin kapağının kapalı olduğuna, akıtmadığına emin olun.)
Suyu sık sık kontrol edin ve soğudukça yeniden sıcak suyla doldurun. Ayrıca, yavrunun yanına, çok büyük olmayan bir peluş oyuncak ve örtünün altına tik-tak eden küçük bir saat koymanız da yavrunun rahat hissetmesini sağlayacaktır.

Yavru kedi ne yer sorusunun cevabı kedi süt tozlarında saklı
YAVRU KEDİ NE YER
Annesiz yavru kedi ne yer sorusuna gelecek olursak Türkiye’de yaygın olan inancın aksine, yavru kediler pastörize inek sütü ile beslenmez.
İnek sütü, kediler için hem besleyici değildir hem de içerisinde bulunan laktozu sindiremediklerinden dolayı ishale neden olabilir.
Yavruyu, bebek kediler için özel olarak üretilen bebek kedi süt tozlarıyla hazırlanmış mamalarla belirli aralıklarla beslemelisiniz. (Eğer yaşadığınız yerde bulamıyorsanız, eczanelerde satılan yeni doğan bebekler için üretilmiş taurinli ve laktozu azaltılmış mamaları da beslemede kullanabilirsiniz.
Bir haftalık yavrular 2-3 saatte bir 2-6 ml, 2 haftalık yavrular 3-4 saatte bir 6-10 ml; 3-4 haftalık yavrular ise 4-5 saatte bir 14-18 ml emzirilmelidir.
Mamayı, paketin arkasındaki kullanım talimatına göre, tek seferlik hazırlamaya özen gösterin.
Yavruyu beslemek için, zemine bir örtü serin ve yavruyu karın üstü duracak şekilde koyun. Sırtüstü ya da havada tutmayın. Çünkü bu pozisyonlarda mamanın nefes borusuna, akciğerlere kaçması tehlikesi vardır.

YAVRU KEDİLERDE BİBERON REDDİ YAŞANABİLİR
Yavru kediler ne yer sorusuna cevap arayanların ek sık yaptığı hatalardan biri de, biberonun ucunu gereğinden az ya da çok kesmektir. Yapılması gereken bir jilet veya keskin bir bıçak yardımıyla biberonun ucunda “X” şeklinde kesik oluşturmaktır.
Bir haftalıktan küçük yavru kedilerde bazen biberon reddi yaşanabilir. Bu durumda iğnesi çıkarılmış bir enjektörle damla damla beslenmelidir.
Biberonu veya şırıngayı, yere 45 derece açı yapacak şekilde tutun ve pompalamayın; yavru kedinin yavaş yavaş içmesini bekleyin. Yavrunun karnı doyduğunda ağız çevresinde baloncuklar oluşacak ve kafasını çevirecektir.
Her öğünden sonra, yavru kediyi dik bir şekilde omzunuza yaslayın, sırtına parmağınızla hafifçe vurarak gazını çıkartın.
Annesiz yavru kedi, 4 haftalık olduktan sonra emzirmeyi azaltarak, beslenmeye kuru ve yaş gıda ekleyebilirsiniz. Ve tabi kii su olmazsa olmazdır.

TUVALETLERİNİ KENDİ YAPMA YETİLERİ BULUNMAZ
Yavru kedilerin belli bir döneme kadar (3 haftalık olana kadar) tuvaletlerini kendi yapma yetileri bulunmaz. Anne kediler, yavrularını emzirdikten sonra, karın ve genital bölgelerini yalayarak tuvaletlerini yaptırır.
Bu yüzden, her besleme sonrası, nemli bir pamuk parçasıyla karın kısmına hafifçe masaj yapın. Ardından genital bölgesini nazikçe ovalayarak tuvaletini yaptırın. Bittikten sonra, yine ılık suyla ıslatılmış temiz bir pamukla bölgeyi güzelce temizleyin.
Yavru kedilerde idrar açık sarı renkte, dışkı ise açık kahverengi ve diş macunu kıvamında olmalıdır. 3 haftalık olduktan sonra kedi, uyarılmadan kendi başına idrar ve dışkısını yapmaya başlayabilir. Yine de yardıma ihtiyacı olabileceğini unutmayın.

UYKU DÜZENİ ÇOK ÖNEMLİDİR
Yavru kedilerin bakımında önemli bir başlıkta uykularıdır; uyku düzeni çok önemlidir. İlk haftalarda yavru kediler günün neredeyse tamamını uykuda geçirirler.
Sağlıklı bir uyku için de, beslenme ve tuvalet ihtiyaçlarının görüldüğü anlar hariç, sessiz ve sıcak bir odada dış etmenlerden uzak bir şekilde uyuması sağlanmalıdır. 3. haftadan sonra iyice ayaklanmaya ve oyunlara başlayan yavru kediler, insanlarla uyumaya da bayılır.
Haftalar sürecek, büyük emek ve sabır isteyen bu döngünün ilk günlerinde “yapamayacağım” diye düşündüğünüz anlar olabilir. Fakat unutmayın ki, yavruya iyi bir bakımla hayatta kalma şansını vermek elinizde.
Kedinin günden güne büyüdüğünü görmek ve bunda payınız olduğunu bilmek, size tarifsiz bir mutluluk verecektir.

Kaynak: https://ajanimo.com/

 

Avrupa Parlamentosu’ndan sirklerde hayvan kullanımı yasaklansın çağrısı

Brüksel Avrupa Parlamentosu vekilleri, Avrupa Birliği’nin sirk gösterilerinde hayvanların kullanılmasını yasaklamasını istedi. AP’de, AB Komisyonu’nun kriz yönetiminden sorumlu üyesi Janez Lanercic’in katılımıyla sirklerde fil, aslan, kaplan, maymun, zebra, zürafa ve ayı gibi vahşi hayvanların kullanılmasının AB genelinde yasaklanması konulu oturum düzenlendi.

Oturum esnasında vekiller, yasa dışı vahşi yaşam ticareti ve halk sağlığı ile güvenliğine yönelik tehditlerle mücadele girişimi kapsamında, Birliğin yürütme organı olan Komisyon’dan bu tür bir yasağı gündemine almasını talep etti.
Lanercic de vekillere hitabında, AB üyesi ülkelerin ulusal mevzuatlarında bu tür yasaklar getirdiğini belirterek, “Bu kararları memnuniyetle karşılıyoruz ve diğer üye ülkelere de benzer kararlar almaları çağrısı yapıyoruz. Bu yasakların AB düzeyinde değil, ulusal düzeyde olması gerektiğini düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
Avrupa’da bir süredir sivil toplum örgütleri bu yönde çağrılar yapıyor ve kampanyalar düzenliyor. Son olarak geçen ay Fransa’nın yaptığı gibi bazı üye ülkeler ulusal yasaklar getiriyor. AB, halihazırda sadece sirk hayvanlarının sağlık kontrollerini ve transferlerini düzenliyor.

Kaynak: https://www.yenisafak.com/

 

Amerika’da Bilinen En Eski Evcil Köpek Kalıntıları Keşfedildi

Haida Gwaii’de ortaya çıkarılan heyecan verici bulgular arasında bir köpek dişi, yaklaşık 11.000 yıllık taş aletler ve çok daha fazlası yer alıyor.

Ekibin yaklaşık yirmi yıllık çalışması, British Columbia’nın kuzey kıyısındaki bir takımada olan Haida Gwaii’deki mağaralarda bulunan arkeolojik eserleri ortaya çıkarmaya başladı. C: Fedje et al. 2021
Quentin Mackie, British Columbia’nın kuzey kıyısındaki bir takımada olan Haida Gwaii’nin batı kıyısındaki bir kireçtaşı mağarasına ilk kez girdiğinde, bu deneyimden zevk almayı beklemiyordu. Mağara soğuk, sıkışık ve nemliydi, ancak British Columbia’daki Victoria Üniversitesi’nden bir arkeolog olan Mackie, yeraltında kazı yapmakla geçen uzun günleri oldukça keyifli buldu: Pasajlardaki “yüksek duyusal deneyim” şaşırtıcıydı.
Ancak karanlık bir mağarayı kazmanın zevki, ayaklar altında yatan şeyin verdiği heyecanın yanında sönük kalıyordu: Taş bir mızrak ucu – erken insanların binlerce yıl önce bu mağaranın içinde veya yakınında bulunduklarının kanıtı.
(Amerika’da İnsanlar ve Köpekler MÖ 10.000’de Birlikte Yaşıyordu)
Mackie, “Bu mağaralarda eserler bulacağımıza dair hiçbir beklentimiz yoktu” diyor. Arkeologlar ve gönüllülerden oluşan bir ekibin amacı, antik çevrenin yeniden inşasına yardımcı olmak için hayvan kalıntılarını kurtarmaktı. Haida Gwaii, yeraltı suyunun aşınarak soğuk, karanlık, hafif alkali ve erişimi zor bir karstik mağaralar ağına dönüştüğü kireçtaşı bir araziye sahipti: Bunlar, hayvan kalıntılarını ve eserleri korumak için mükemmel koşullar.
Heaton, yaklaşık 20 yıl önce, K1 adlı bir Moresby Adası mağarasında ilk taş mızrak ucunu buldu. O zamandan beri ekip, takımadalardaki daha küçük adalardan biri olan Haida Gwaii’nin Huxley Adası’nda Gaadu Din 1 ve Gaadu Din 2 olmak üzere iki mağara daha kazdı.
Kazılarda, Amerika’daki evcil köpeklerin en eski rapor edilmiş kanıtları da dahil olmak üzere başka alet ve hayvan kalıntıları da ele geçirildi. Bulgular yakın zamanda yayınlandı ve 10.000 yıldan daha uzun bir süre önce Haida Gwaii’deki hayata dair içgörü ve diğer birçok mağarada neler bulunabileceğine dair umut verici bir bakış sağladı.

Arkeologlar, diğer eserlerin dışında, yaklaşık 11.000 yıl öncesine tarihlenen taş aletler buldular. C: Fedje et al. 2021
Mackie, “Mağaraların üçünün de arkeolojik kanıtları vardı, bu yüzden benim tahminim kıyıda yüzlerce benzer mağara olduğu yönünde.” diyor. Halkın Haida Gwaii’deki mağaralara girmesi yasak. Araştırma sadece izin verilen arkeologlar tarafından yapılıyor.
British Columbia’daki Hakai Enstitüsü’nde arkeolog olan ve çalışmanın baş yazarı Daryl Fedje, mağaraların hayvanlar ve insanlar için mıknatıs olduğunu söylüyor. Ancak mağaraların birçok arkeolojik bilgi sağladığı dünyanın diğer bölgelerinden farklı olarak, Britanya Kolombiyası’nda mağara kazıları yaygın değil. Eyaletteki arkeologlar tipik olarak mağaraları keşfetmek için değil, önerilen geliştirme veya ağaç kesme alanlarını değerlendirmek için işe alınıyorlar – ancak aynı zamanda bilinen köylerde ve gelgit bölgelerinde araştırma kazıları da yürütüyorlar.
Haida Gwaii’deki hepsi Kanada Ulusal Parklar Yasası ve Haida yasası kapsamında korunan üç mağarada kazı yapmak için harcanan birkaç kazı sezonu, mağaralardaki farklı kullanım zamanlarını ortaya çıkardı. K1 ve Gaadu Din 1, muhtemelen 13.400 yıl öncesine kadar kullanılan ayı inleriydi. Ekip, orada mızrak uçları ve 11.000 yıldan daha eski taş yonga aletler de dahil olmak üzere silahlar buldu. Fedje, bu eserlerin muhtemelen avlarını kesip biçen avcılar tarafından getirildiğini söylüyor. Bu arada, avcılar muhtemelen Gaadu Din 2’yi 12.500 ila 10.700 yıl önce geçici bir kamp olarak kullanmışlardı. Fedje, ekibin bu mağarada bir ocak, taş aletler ve yongalar bulduğunu belirtiyor.
Mağaralardan toplanan hayvan kemikleri arasında boz ayı ve geyik kalıntıları da bulunuyor. Her iki tür de yaklaşık 11.700 yıl önce Pleistosen’in sonunda takımadalarda yok edilmiş gibi görünüyor – ancak geyikler daha sonra yeniden ortaya çıkmıştı. Fedje, “British Columbia anakarasında boz ayılar yaygın olsa da, bu onların Haida Gwaii’de bulunduklarına dair ilk kanıt. Bu çalışma, çevrenin ve insanların tarihi hakkında çok şey anlatan inanılmaz bir hikayeye dönüştü.” diyor.
Bununla birlikte, hayvan kalıntılarının en çarpıcı olanı bir dişti. Ekip, DNA analizi ve radyokarbon tarihleme kullanarak, bunun 13.100 yıl önce yaşamış evcil bir köpekten geldiğini belirledi – Amerika’da şimdiye kadar bildirilen en eski evcil köpek kanıtı. Dahası, Mackie, köpeklerin, insan mevcudiyeti için bir referans olduğunu söylüyor. Bu bulgu, arkeolojik kanıtlarla kaydedildiği gibi, Haida Gwaii’nin insan iskanı süresini 2.000 yıl uzatıyor. Fedje, daha fazla araştırmanın bunu daha da geriye iten eserleri ortaya çıkaracağını umuyor.
British Columbia’nın kuzey kıyılarındaki bir takımada olan Haida Gwaii’nin bazı kısımları, son buzul çağı boyunca buzdan yoksundu. C: Getty
Oregon Eyalet Üniversitesi’nde çalışmaya dahil olmayan bir arkeolog olan Loren Davis, bu bulguların heyecan verici olduğunu söylüyor. Özellikle köpek dişi “büyük bir keşif”.
Haida Gwaii ve British Columbia kıyısı Amerika’nın hemen yanında yer alıyor, diyor, bu nedenle bölgenin erken dönem kültürel ve çevresel kayıtları hakkında daha fazla bilgi edinmek, ilk sakinler için yaşamın nasıl olduğunu anlamak için önemli sonuçlar doğuruyor.
Her üç mağaradaki kazılara da katılan Haida şefi ve arkeolog Skil Hiilans Allan Davidson, eserler ve hayvan kalıntılarının sadece eski keşifler olmaktan daha fazlası olduğunu vurguluyor. Ayı çene kemiği veya fosilleşmiş insan ayak izleri, arkeolojik ve paleontolojik bulgular Yerli insanlar için anlam ifade ediyor. Davidson, Haida halkının binlerce yıldır Haida Gwaii’yi yaşadığını ve bunları önemsediğini açıklıyor. Onun ulusunun sözlü tarihleri, Haida halkının bu bölgedeki derin tarihini anlatıyor.
Çalışmaya dahil olmayan bir Heiltsuk arkeoloğu olan Q̓íx̌itasu Elroy White, yazarların yayınlanmış çalışmalarında sözlü tarihlere yer verdiklerini görmekten memnun olduğunu söylüyor, ancak makalenin daha üst sıralarına yerleştirerek hikayelerin önemini vurgulamalarını diliyor. Ayrıca, yerli olmayan arkeologların, yerli topluluklar üzerine araştırma yaptıklarında bulgularını ilgili yerli dillerine çevirdiklerini görmek istiyor.
Mackie, yerlilerin tarihlerini ve daha derin bir kültürel bağlamı anlamanın daha iyi bir bilim sağlayacağı konusunda hemfikir.

Kaynak: https://arkeofili.com/

Ölüme Terk Edilen Yavru Kediyi Yanına Alıp Birlikte 50 Bin Kilometre Yol Yapan TIR Şoförü

Trabzon’da bir nakliye şirketinde TIR şoförlüğü yapan Samet Ayyıldız, birileri tarafından araçtan atılıp ölüme terk edilen yavru kediyi yanına aldı. TIR şoförlüğü yapan Ayyıldız, 3 aydır kediyle birlikte yollarda.

TIR’da yaklaşık 50 bin kilometre yolculuk eden kedi için yuva aradığını belirten Ayyıldız “Benimle olduğu sürece, TIR’ın sürücü kabininde yaşam alanı çok dar oluyor” dedi.

‘Yol arkadaşım’ dediği kediyi yanından ayırmayan Ayyıldız, ‘Birinin aracından yola bir şey fırlattığını gördüm. Sonra merak edip, gittim. Yavru kedi yolda öylece ağlıyordu, bırakmadım. Hemen alıp veterinere getirdim, tedavi oldu. Çok küçüktü, bir şey yiyemiyordu. Haftalarca biberonla besledim. 3 aydır beraber yolculuk yapıyoruz. Sürekli yollarda stresli bir işimiz var. Kedi, bana yol arkadaşı oldu’ diye konuştu.

“Cam kenarından yolu izliyor”

Kedinin yolculuk sırasında cam kenarında yolu seyretmeyi sevdiğini anlatan Ayyıldız ‘Bazen kucağıma yatıyor, bazen ayağımın altına giriyor. Koltukta oturuyor. Beraber uyuyoruz. Onu çok seviyorum. Çok iyi bir arkadaş. İsim vermedim. Çünkü onu sahiplendirmek zorundayım. Benimle olduğu sürece, TIR’ın sürücü kabininde yaşam alanı çok dar oluyor. Yurt dışına çıkmam gerektiği için sınır kapılarından onu geçirmem çok zor. Bırakacak kimsem de yok. Ona güvenilir bir yuva arıyorum’ dedi.

Kaynak: https://onedio.com/

Araştırma ortaya koydu: Köpekler yaklaşık 215 kelimeyi anlıyor

Kanada’da uzmanların köpek sahipleriyle evcil köpeklerinin yanıt verdiği kelimeler hakkında yaptığı ankete göre, köpekler 215 kelimeye kadar söyleneni anlıyor.

Kanada’daki araştırmacılar, çeşitli köpek ırklarının 165 sahibi ile evcil hayvanlarının anladığı farklı kelimeler ve ifadeler hakkında yaptıkları ankette, hemen hemen tüm köpeklerin kendi isimlerine ve “otur”, “yuvarlan” ve “yat” gibi klasikler de dahil olmak üzere, çoğunluğunu komutların oluşturduğunu kelimeler tepki verdiği gözlemlendi.
Köpek sahipleri, köpeklerinin 15 ila 215 kelime ve kelime öbeğine yanıt verdiğini bildirdi.
Köpeklere cinslerine göre bakıldığında, Australian Shepherd (Avustralya Çoban Köpeği), German Shepherd (Alman çoban köpeği), Border Collie gibi çoban köpekleri ve Bichon Frise (Bişon çuha köpeği), Cavalier King Charles Spaniel ve Chihuahua gibi süs köpeklerinin, diğer köpek cinslerine göre daha fazla kelime ve kelime öbeğine yanıt verdiği görüldü. Bununla birlikte araştırmacılar, köpeklerin en zeki köpekler kadar fazla kelimeye cevap vermeyi öğrenmesi için resmi bir eğitimin gerekli olacağını kabul ediyor.
Kanada Dalhousie Üniversitesi araştırmacıları Catherine Reeve ve Sophie Jacques tarafından yapılan yeni çalışmada “Evrimsel tarihleri ve insanlarla yakın ilişkileri nedeniyle evcil köpekler, insanların sözlü ve sözlü olmayan ipuçlarına diğer türlerin erişemeyeceği bir düzeyde yanıt vermeyi öğrendi. İletişimsel ipuçlarına yanıt verme yetenekleri, hayatımızda oynadıkları sayısız yer ve aile rolleri için kritik öneme sahiptir. Sahiplerinin raporlarına göre, köpeklerin yalnızca sayı bakımından değil, aynı zamanda sözde yanıt verdikleri kelime türlerinde de büyük farklılıklar gösterdiği görülüyor. Mevcut çalışma, köpeklerin özellikle nesne kelimelerden ziyade komutlara yanıt vermede usta olabileceğini öne süren mevcut araştırmalarla tutarlıdır” şeklinde açıklamada bulundu.

1928 gibi erken bir tarihte de bilim insanları, köpeklerin insanların onlara ne söylediğini anlama yeteneklerini değerlendirmeye çalıştı. O yıl, psikologlar C.J. Warden ve L.H. Warner, genç bir erkek Alman Çoban olan Fellow’un, sahibinin sözlü komutlarına yanıt verme yeteneğini belgeledi. Fellow’un ‘dışarı çık ve beni bekle’ gibi ifadeler de dahil olmak üzere yaklaşık 68 kelime veya kelime öbeğine uygun şekilde yanıt verdiği gözlemlendi, ardından Fellow odadan ayrıldı ve kapının dışına oturdu.

Kaynak: https://www.cumhuriyet.com.tr/