Ana Sayfa Blog Sayfa 36

Pet Haber Gazetesi Sayı 64

EVCİL HAYVANLARLA GÜVENLİ SEYAHATİN İPUÇLARI

Araba yolculuklarında evcil hayvanların güvenliği, uygun taşıma gereçlerini ve muhafaza etme sistemlerini kullanmak ile doğrudan ilişkilidir. Bunun yanında, evcil hayvanlarla güvenli bir şekilde seyahat etmek için başka noktalara da dikkat etmek, hem hayvanın hem de araçtaki diğer yolcuların güvenliğini sağlamak konusunda oldukça önemli.

Evcil Hayvan Güvenliğini Sağlamak Neden Önemli?

Kabul edelim, evcil hayvanlarla seyahat çok keyifli! Fakat eğer uygun ortamı sağlayamazsanız ya da küçük dostunuzu iyi tanımadan yola çıkarsanız bu yolculuğunuz, sorunları da beraberinde getirebilir. Bu durum ise hem sizin hem de evcil hayvanınızın can ve mal güvenliğini tehlikeye atabilir.

Evcil Hayvanla Seyahate Çıkmadan Önce Neler Yapmalı?

Arabada bir evcil hayvanın bulunması ve işlerin planladığınız gibi gitmediği durumlarda dikkat dağınıklığı yaşayabilir ve endişeli bir ruh haline bürünebilirsiniz. Bu nedenle, uzun yolculuğa çıkmadan önce şehir içinde minik turlar atarak evcil hayvanınızı tanımanız daha sağlıklı olabilir. Ayrıca bu sayede uzun yolculuğa çıkmadan önce dostunuz, araca da alışabilir.

Yaptığınız bu yolculuklar, dostunuzun nerede seyahat edeceğini de belirlemenize yardımcı olabilir. Bazı evcil hayvanlar, emniyet kemerleri ile arka koltuğa serilmiş evcil hayvan örtüsü üzerinde seyahat ederken bazıları (örneğin bazı kediler) taşıma çantası ve kafeslerin içerisinde kendilerini daha güvende hissedebilirler.

Evcil Hayvanla Seyahata Çıkarken Nelere Dikkat Edilmeli?

  • Eğer bağlama sistemlerinden yani evcil hayvan emniyet kemerlerinden yardım alacaksanız ürünlerin onaylı, test edilmiş ve sertifikalı olmasına dikkat etmelisiniz. Arabada evcil hayvanın güvenliğini garanti etmek için ev işi veya doğaçlama çözümlerden yararlanmak pek sağlıklı olmayabilir.
  • Evcil hayvanın yolculuk ettiği yer de uygun olmalıdır. Köpek ve kedi gibi küçük evcil hayvanlar arabanın iç tarafında kafeslerinin içinde seyahat edebilirler. Evcil hayvanınız çok hareketli değilse ya da bir refakatçi varsa kafessiz de seyahat edebilir. Burada önemli olan, bahsettiğimiz gibi küçük dostunuzu tanımanızdır. Onun en keyifli nasıl seyahat edeceğini ancak siz bilebilirsiniz!
  • Arabayla yapılacak yolculuk uzun sürecekse evcil hayvanın da araç dışında mola süreleri olmalıdır. Uzun süre araç içinde olmak; ihtiyaçlarını gidermelerini engelleyebilir, sıkılmalarına neden olabilir. Bu nedenle saatte bir ya da iki saatte bir mola verebilirsiniz.
  • Bagajda ve elimizin altında daima su ve yol boyunca köpeğe su vermek, onu soğuktan, sıcaktan korumak veya beslemek için gereken her şeyi bulundurmalısınız.
  • Hemen seyahat öncesi evcil hayvanı beslemek bir hatadır. Tıpkı insanlar gibi onların da midesi bulanabilir veya  kötü hissedebilirler, bu da araçtaki güvenliği tehdit eder ve sürücüyü durmaya ya da yolculuğu iptal etmeye zorlayabilir. Bu konuda veteriner hekime danışabilirsiniz.
  • Arabada hayvanlarla seyahat edince arabanın iç kısmının, yani döşemenin, koltukların, yerin, camların kesin olarak kirlenebileceğini kabul etmek gerekir. Bu nedenle, oto sigortasının teminatları arasında araç içi temizliğini ve hangi durumlarda ve koşullarda bunu kapsadığını teyit etmek önemlidir.

Kısacası keyifli bir şekilde evcil hayvanla seyahat etmek için yapmanız gereken öncelikle güvenliğinizi ön planda tutmaktır. Şimdiden güzel ve güvenli yolculuklar dileriz!

 

kaynak:https://www.mapfre.com.tr/

Papağanların nesli tükenme tehdidi altında

Parrot in Miami in beautiful colors

İklim değişikliği ve yaban hayatı ticareti nedeniyle papağanların nesli tükenme tehdidi altında.

Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Esra Per, iklim değişikliğinin artan sıcaklıklar, değişen yağış düzenleri, orman yangınları ve kuraklık gibi etkilerinin papağanların yuvalama alanlarını tahrip ettiğini ve hayatta kalma şanslarını azalttığını belirtti. Ayrıca, yasa dışı ticaretin birçok papağan türünü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını ifade etti.

Her yıl 31 Mayıs’ta kutlanan Dünya Papağan Günü vesilesiyle soruları yanıtlayan Per, papağanların doğal olarak Güney Amerika, Avustralya, Asya ve Afrika’nın tropikal ormanlarında yaşadığını ancak insan faaliyetleri nedeniyle dünya genelinde yaygınlaştığını söyledi. Dünya Papağan Günü’nün, bu türlerin korunması için farkındalık yaratma amacı taşıdığını vurguladı.

Dünya genelinde 400 kadar papağan türü var

Dünya genelinde yaklaşık 400 papağan türü bulunduğunu ancak iklim değişikliğine bağlı habitat kaybı, yasa dışı ticaret ve kaçak avcılık gibi nedenlerle bu türlerin yaklaşık üçte birinin neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten Per, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın papağanların habitatlarını daraltarak besin kaynaklarını azalttığını ve üreme alanlarını bozduğunu vurguladı.

Per, Artan sıcaklıklar, değişen yağış düzenleri, orman yangınları ve kuraklık gibi olaylar papağanların yuvalama alanlarını tahrip ediyor ve hayatta kalma ihtimallerini düşürüyor. Bu durum, özellikle göç eden ve belirli habitatlara bağımlı olan papağan türleri için büyük tehdit oluşturuyor. dedi.

İklim değişikliğinin yaşam alanlarını olumsuz etkilemesi nedeniyle göç eden papağan türlerinin rotalarının ve göç zamanlarının değişebileceğinden bahseden Per, Türkiye’de doğal yayılış gösteren bir papağan türü olmadığını ancak yaban hayatı ticareti nedeniyle 1975 yılından beri papağanların Türkiye’de gözlenebildiğini kaydetti.

“Türkiye’deki papağan nüfusu ve tür çeşitliliği artıyor”

Yeşil papağan ve İskender papağanının Türkiye’de şehir merkezlerindeki kentsel yeşil alanlarda varlık gösterdiğini anlatan Per, şöyle devam etti:

Bu iki tür dışında kafes kaçkını olarak gözlenmekte olan 17 papağan türü arasında keşiş papağanı, turuncu kanatlı Amazon papağanı ve Senegal papağanı popülasyon kurma riski olan türler. Türkiye’de doğada görülen papağanların hem nüfusu hem de tür çeşitliliği her geçen yıl artıyor. Bu kuşlar ülkemize göç ederek yani uçarak gelmiyor. İnsanlar kasti veya kazara bu kuşları doğaya bırakıyor. Bu nedenle de her geçen yıl farklı yerlerden papağan kayıtları geliyor. İskender papağanının nüfusu, anavatanı olan Güney ve Güneydoğu Asya’da habitat kaybı ve yasa dışı avlanma nedeniyle azalırken bu tür, evcil hayvan ticaretiyle dünyanın diğer bölgelerine girdiriliyor. Türkiye’de de bu türün popülasyonu ve yayılış alanı artıyor. Vatandaşlar, benzerlikleri nedeniyle İskender papağanını sıklıkla yeşil papağanla karıştırıyor. Yeşil papağan İskender papağanından daha yaygın olup 39 ilde, özellikle de İstanbul, İzmir, Ankara, Yalova, Antalya, Şanlıurfa, Eskişehir, Hatay, Adapazarı, Bursa, Mersin ve Gaziantep’te görülüyor.

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN)’nin Kırmızı Listesi’nde nesli tehlike altında olan papağan türlerinin bulunduğunu hatta Brezilya’nın kuzeydoğusundaki tropikal kuru ormanlarda yaşayan ve parlak mavi tüyleriyle tanınan bir papağan türü olan Spiks arası adlı türün habitat kaybı ve yasa dışı ticaret nedeniyle vahşi doğada tükenmiş kabul edildiğini aktaran Per, bu listedeki türler arasında Türkiye’yi en çok ilgilendiren türün gri papağan olduğunu ifade etti.

Per, Halk arasındaki popülaritesi nedeniyle uzun yıllar boyunca Türkiye’nin en çok ithal ettiği papağan türü olan gri papağanın nesli, yasa dışı ticaret ve habitat kaybı nedeniyle küresel düzeyde tehlike altında. Afrika’nın ekvatoral ormanlarında yayılış gösteren bu tür, zeki ve taklit yeteneği yüksek olduğu için evcil hayvan olarak popüler. Koruma çabalarıyla, bu türün doğal yaşam alanlarının korunması ve yasa dışı ticaretinin azaltılması hedefleniyor. değerlendirmesinde bulundu.

“Keşiş papağanı ve yeşil papağan yerli türlerle rekabete girebilir”

Papağanların ekosistemde tohumların yayılmasına yardımcı olmak ve ormanların yeniden gençleşmesine katkıda bulunmak açısından önemli rolleri olduğuna değinen Per, papağanlar takımına ait türlerin neslinin tükenmesinin ekosistem üzerinde ciddi etkilere neden olabileceği uyarısında bulundu.

Papağanların doğrudan istilacı kuşlar olarak kabul edilemeyeceğini ancak bazı bölgelere insan etkisiyle yerleşerek yerel ekosistemler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini dile getiren Per, Özellikle keşiş papağanı ve yeşil papağan gibi türler, doğal yaşam alanları dışında tanıtıldıkları bölgelerde hızla çoğalarak yerel ekosistemler üzerinde baskı kurabilir. Bu papağanlar, yerli kuş türleriyle besin ve yuvalama alanları için rekabet edebilir, sosyal ve ekonomik zarar verebilir. sözlerini sarf etti.

Gelecek yıllarda Türkiye’de doğada popülasyonlar kurmuş farklı papağan türleriyle karşılaşılabileceği öngörüsünde bulunan Per, Türkiye’de karar verici kurumların önlem olarak yeşil papağan ithalatını yasakladığını ancak İskender papağanı ithalatının devam ettiğini, her iki türün de ülke içinde ticaretinin serbest olduğunu ve bu durumun bir biyogüvenlik sorunu oluşturduğunu işaret etti.

Per, Kentsel yeşil alanlarda yuvalayan ve farklı hayvan türleri ile bir arada bulunan bu türler yasa dışı biçimde toplanıyor ve kafes kuşu olarak yasa dışı ticaret döngüsüne girebiliyor. Bu iki papağan türünün ticaretinin tamamen yasaklanması gerekli. diye konuştu.

Türkiye’de papağan sayımları araştırması

Son yıllarda büyükşehirlerde artan papağan popülasyonunu izlemek ve farkındalığı artırmak amacıyla 2016’da başlattıkları “Türkiye papağan sayımları” araştırması ile internet temelli bir vatandaş bilimi projesi yürüttüklerini belirten Per, şu bilgileri paylaştı:

Bu çalışmada gönüllü gözlemcilerin papağan gözlemleri ile tür çeşitliliği, yayılış gösterdikleri yerler, nüfusları ve etkileri izleniyor. Araştırmanın başında Türkiye’de insan etkisiyle doğada üreyen iki tür; yeşil papağan ve İskender papağanının araştırılması hedeflenmişti. Aradan geçen zamanda vatandaşların çok farklı papağan türlerini de doğada gördüğü belirlendi ve kafes kaçkını statüsünde 17 papağan türü daha tespit edildi. Bu araştırmanın en önemli kısmını halka ulaşmak ve doğru bilgi vermek oluşturuyor. Sonraki süreçte gelen bilginin doğruluğu teyit ediliyor ve izleme yapılıyor. Öte yandan vatandaş bilimi, toplumda bilimsel farkındalığı ve doğa koruma bilincini artırarak sürdürülebilirlik çabalarına katkı sağlıyor.

Papağan dünyasının “en”leri

Doç. Dr. Esra Per’in verdiği bilgilere göre, çeşitli özellikleriyle diğerlerinden ayrılan bazı papağan türleri şöyle:

En kritik düzeyde nesli tehlike altındaki papağan türü Kakapu (Strigops habroptilus): İnsan etkisi, habitat kaybı, yırtıcı hayvanlar, düşük üreme oranı ve genetik çeşitlilik eksikliği nedeniyle popülasyonu azalıyor. Yeni Zelanda’ya özgü kuş, ayrıca uçamayan tek papağan türü.

En zeki papağan türü gri papağan (Psittacus erithacus): Batı ve Orta Afrika’da endemik olan tür çeşitli kelimeleri ve sesleri taklit edebilme kabiliyetinin yanı sıra problem çözme yeteneğiyle tanınıyor.

En uzun mesafe göç eden papağan türü göçmen papağan (Lathamus discolor): Güneydoğu Avustralya’da yaşayan ve nesli tehlike altında olan papağan türü, Tazmanya’ya göçü sırasında yaklaşık 1500 kilometre mesafe katedebiliyor.

En büyük papağan türü çivit mavisi ara (Anodorhynchus hyacinthinus): Yaklaşık 1 metre uzunluğundaki tür, güçlü gagası ve uzun kuyruğu ile dikkati çekiyor. Güney Amerika’da, özellikle Brezilya’nın Pantanal bölgesinde yayılış gösteriyor. Yasa dışı ticaret, habitat kaybı ve avcılık, türün popülasyonunu olumsuz etkiliyor.

En küçük papağan türü turuncu yüzlü cüce papağan (Micropsitta pusio): Ortalama 8,6 santimetre uzunluğunda ve 12 gram ağırlığında. Papua Yeni Gine’de yaşayan bu tür, hızlı hareketleri ile de biliniyor.

En uzun ömürlü papağan türleri mavi ve sarı ara (Ara ararauna): 50-60 yıl arasında yaşayabiliyor ve uygun koşullarda 70 yıla kadar ömür sürebiliyorlar.

En kısa ömürlü papağan türü pigme papağanlar (Micropsitta türleri): Genellikle 10-15 yıl gibi daha kısa bir ömre sahip bu küçük papağanlar Papua Yeni Gine ve çevresindeki bölgelerde doğal olarak bulunuyorlar.

En parlak renkli papağan türü güneş rengi papağan (Aratinga solstitialis): Parlak sarı, turuncu, yeşil ve mavi renklerle süslenmiş tüyleriyle tanınan papağan türü Güney Amerika’nın kuzeydoğusunda, özellikle Guyana ve Brezilya’da bulunuyor.

En büyük popülasyona sahip papağan türü muhabbet kuşu (Melopsittacus undulatus): Avustralya’nın doğal faunasının bir parçası olan muhabbet kuşu, aynı zamanda dünyada evcil hayvan olarak en çok tercih edilen papağan türü olarak biliniyor.

 

 

 

kaynak:https://www.f5haber.com/

Çocuklar 1 günde 163 dakika telefonda! Evcil hayvan, ekran süresini azaltıyor

Pomeranian fluffy dog on the couch with children playing gadgets. High quality photo

Türkiye’de çocuklar günün ortalama 163 dakikasını ekran başında geçiriyor. Çocuk yaşı arttıkça ekran süresi de artış gösteriyor. Kardeş sayısı arttıkça ve denetim olmadıkça ekran erişimi de yükseliyor. Evcil hayvanı bulunan çocuklarda ise ekran ile geçirilen süre azalıyor. Kidzania İstanbul ile FutureBright işbirliğiyle yapılan araştırmada, Türkiye genelindeki çocukların hayal güçleri, meslek tercihleri ve dünyaya bakış açıları ele alındı.

KidZania İstanbul CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Timur yaşları 6-14 arasında değişen çocuklar ve ebeveynleri ile görüşülen araştırma sonuçlarını değerlendirdi: “Türkiye’deki her 5 çocuktan 4’ü tablet ve/veya telefon kullanıcısı. Kız çocukları arasında dijital araçlar, toplamda en sevilen oyun aracı olsa da bebekler hala kız çocuklarının gözdesi. Erkek çocukları ise konsol/PC/mobil üzerinden oynanan oyunlardan kız çocuklarına kıyasla açık ara daha fazla zevk alıyor.”

18-24 AYDA SIFIR EKRAN OLMALI

Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) ve DSÖ tarafından yapılan araştırmayla “Yaşa Göre Ekran Süresi Kılavuzu” belirlendi. Buna göre 18-24 ay arası çocuklar için; sıfır ekran veya çok az olması gerekiyor. Çocukların fiziksel ve ruhsal sağlığı gelişimi için 3-5 yaş arası çocuklar için günde 1 saate kadar, 6-10 yaş arası çocuklar için günde 1 ile 1,5 saate kadar, 11-13 yaş arası çocuklar için günde 2 saate kadar ekran süresi sınırlaması getirilmesi tavsiye ediyor.

 

kaynak:https://www.aksam.com.tr/

Kedi ve Köpeklerde Mama Seçimi Nasıl Yapılmalıdır?

Günümüzde evcil hayvan bakımı giderek artmaktadır. Bu durumda beraberinde evcil dostlarımız için kullanacağımız mama seçiminin önemini bizlere hatırlatmaktadır. Bu yazımızla beraber kedi ve köpek dostlarımızın mama seçiminin nasıl yapıldığına ve dikkat edilmesi gereken noktalar ve hangi tür mamanın hangi yaşta kullanılması gerektiği konularına değineceğiz.

1) Kedilerde Mama Seçimi Nasıl Yapılır?

Kedi dostlarımız için yapılacak mama seçiminde birçok konuya dikkat edilmelidir. Örneğin;

– Kedinizin yaşı ve kilosuna,
– Bağırsak ve mide sorunlarına,
– Zihinsel ve bedensel gelişimlerine,
– Kedinizin cinsine göre sıralayabiliriz.

Yukarıdaki maddeleri göz önünde bulundurarak kedi dostlarımızın mama seçiminde onları 4 kategoriye ayırabiliriz.

1.1) Yavru Kedi Maması: Yavru kedinin gelişimi için protein ve yağ oranı bulunan yüksek kalorili mamalara ihtiyaçları vardır. B9 Vitamini, Omega 3 ve Omega 6 gibi katkılarda beslenme için önemlidir.
1.2) Yetişkin Kedi Maması: Kalorinin azaldığı bu dönemde kedinizin bağışlık sistemini korumak için E ve C vitamin ağırlıklı mama seçimleri yapılmalıdır.
1.3) Yaşlı Kedi Maması: (7-10) yaş aralığında olan kedilerin aktivite düzeyinin azaldığı gibi sağlık sorunları görülebilmektedir. Bu nedenle kullanılan mamaların sodyum, fosfor ve kalsiyum değerlerinin yüksek olduğu mama seçiminin yapılması önemlidir.
1.4) Kısırlaştırılmış Kedi Maması: Gelişimi devam eden kediniz için alınması gereken takviyeler ile birlikte kilo sorununu da dikkate alarak beslenmesine yardımcı olabilirsiniz.

2) Kedi Maması Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar Nelerdir?

Kedinizin mama seçimi ile ilgili dikkat etmeniz gereken konuları ilk maddemizde değinmiştik. O maddeleri göz önünde bulundurarak kedi dostlarımızın temel beslenme ihtiyaçlarını karşılamak gerekmektedir. Peki bu temel besin ihtiyaçları nelerdir?

a) Hayvansal Protein Kaynakları: Tavuk, balık, sığır, hindi, kuzu gibi hayvansal proteinler içeren mamalar sayesinde kediniz proteinle beslenir. Ancak burada ki dikkat edilmesi gerek nokta, kullanılmakta olan bazı yan ürünlerdir. Kedilerinize uygun olmayan yan ürünleri göz önünde bulundurarak mama seçimi yaparken  dikkatle incelenmelidir.
b) Tahıl: Kedinin Karbonhidrat ihtiyacını sağlamak için sebze, meyve veya tahıl’ sız ürünlerden de yararlanılabilir.
c) Taurin: Mama içeriğinde dikkat edilmesi gereken bir başka konu taurindir. Taurin sayesinde kedinizin sağlığı açısından önemli olan amino asit ihtiyacı giderilebilir.
d) Vitamin ve Mineraller: Mama seçiminde en önemli noktalardan biri olan Vitaminler (A, B, C, B9, ve B12) mamanın içeriğin de mutlaka bulunmalıdır. Minerallerde ise (kalsiyum, fosfor, demir, magnezyum, sodyum ve çinko) gibi destek ihtiyaçlar mamanın içeriğinde bulunduğuna dikkat edilmelidir. Kullanılan vitamin ve mineraller sayesinde kedi dostlarınızın eklem, kemik ve diş sağlığı sorunlarının önüne geçmiş olursunuz.

3) Köpeklerde Mama Seçimi Nasıl Yapılır?

Köpek dostlarımız için mama seçimi basit bir konu gibi görünse de aslında onların sağlıklı ve uzun ömürlü olabilmeleri için mama seçimlerinde bilinçli ve dikkatli davranılmalıdır. Köpek dostlarımızda mama seçimi yaparken onları kiloya, yaşa ve cinsine göre kategorilerine ayırmak mümkündür.
Köpek dostlarımızı mama seçimlerinde 2 kategoriye ayırmaktadır. Bunlar;
3.1) Yavru Köpek Maması: Köpeğiniz ilk dönemlerde anne sütü yardımıyla beslenme ihtiyacını annesi tarafından karşılanır. Ancak bir buçuk ve iki aylık dönemlerinde köpeğinizin dişleri çıkmasıyla beraber yaş mama kullanmanız onlar için daha sağlıklı olacaktır. Ayrıca yavru köpekler besin değeri yüksek mama tükettikleri için oldukça hareketlidirler.
3.2) Yetişkin Köpek Maması: İlerleyen yaşlarda köpeğininiz haraketlilik süreci yavaşlayacaktır. Bu durumda kilo alımının önlenebilmesi için mama seçimi yaparken besin değeri düşük olan mamalar tercih edilmelidir.

4) Köpek Maması Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar Nelerdir?

– Et oranının yüksek olan mamanın seçilmesi,
– Mama seçiminde tahılsız mamalar tercih edilmelidir. Çünkü tahıllı mamalarda mısır ve pirinç hammaddesi olduğu için gliserin oranı yüksektir. Bu da köpeğinizde obeziteye, şeker hastalığına, ağız ve diş sağlığına yol açmaktadır.
– Mamanın içerik kısmında kalsiyum, fosfor, demir, bakır, iyot gibi maddeler içermelidir. A, B1, D vitamin ve mineral takviyelerine de bakılmalıdır.
– Glütensiz mama tercih edilmelidir.
– Seçeceğiniz mama da GDO’suz, renklendirici ve tatlandırıcı olmamalıdır.
– Köpeğinizin cinsine, yaşına, kısır olmasına, aktif/oyuncu özelliklerine göre mama tercihi yaparken dikkat edilmedir.
– Mamalarda soya olmamasına çok dikkat edilmelidir.
– Mamanın taze olması önemlidir.
Kaynak:https://www.dogukanilac.com/

SOKAK KÖPEKLERİNE YENİ YASA TEKLİFİ

A homeless cute brown dog with blurred background

Türkiye’de sahipsiz sokak köpeklerle ilgili yeni bir yasa tasarısı hazırlanıyor. Tasarının detaylarına göre sahipsiz sokak köpekleri uyutularak itlaf edilecek. Bunun için yabancı ülkelerin deneyimlerinin incelendiği belirtiliyor.

Tasarıyla değiştirilmesi beklenen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 6’ncı maddesinde, ‘sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların yerel yönetimlere ait bakımevlerine götürülmesi ve belediyelerin bu hayvanların kısırlaştırma, aşılama ve rehabilite gibi işlemlerini üstlenmesi gerektiği’ belirtiliyor. İşlemleri tamamlanan hayvan alındığı yere geri bırakılmak zorunda.

PEKİ SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?

Her belediye, barınaklarındaki kapasite kadar köpeğin fotoğraflarını çekerek internet sitesinde sahiplendirme ilanı yayınlayacak. Her bir köpeğin sahiplenilmesi için 30 gün beklenecek.

 

 

 

 

 

 

 

30 GÜNÜN SONUNDA SAHİPLENİLMEYENLER UYUTULACAK

Uyutulan köpeklerden boşalan barınaklara sokaktan toplanan yeni köpekler gelecek ve süreç aynı şekilde devam edecek.

SAHİPLENİLENLERE ÇİP TAKILACAK

Sahiplenilen hayvanlara ise çip takılacak. Sahiplenen kişinin sorumluluklarını yerine getirip getirmediği takip edilecek.

 

KEDİLERDEN İNSANLARA BULAŞAN HASTALIKLAR

Cat is being given an injection
Kedi Tırmık Hastalığı
Kedi tırmığı hastalığına enfekte kedilerin tükürüğünde bulunan ve kedi pireleriyle taşınan Bartonella henselae adlı bir bakteri neden olur. Adından da anlaşılacağı gibi bu bakteriyel enfeksiyon genellikle kediden insana tırmalama ile bulaşır, ancak ısırık yaraları yoluyla ve bir kedi bir kişinin açık yaralarını yaladığında da bulaşabilir. Kediler arasında bu bakteri en çok enfekte kedi pirelerinin ısırıklarıyla bulaşır ve bu pirelerin dışkılarında da bulunabilir. Pire dışkıları kedilerde veya insanlarda açık bir yaraya maruz kalırsa enfeksiyon kaynağı olarak hizmet edebilir.
Kedi tırmık hastalığı olan insanlarda genellikle ısırık veya çizik bölgesinde şişlik gelişir. Yara bölgesindeki lenf düğümleri şişebilir ve ağrılı hale gelebilir ve etkilenen kişiler ateş, baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, yorgunluk ve iştahsızlık yaşayabilir.
Sağlıklı yetişkinler genellikle kalıcı bir etki olmaksızın iyileşirler, ancak hastalığın tamamen ortadan kalkması birkaç ay alabilir. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler, göz, beyin ve kalp enfeksiyonları dahil olmak üzere daha ciddi sonuçlara maruz kalabilir. Şiddetli kedi tırmık hastalığı vakalarının çözülmesi için antibiyotik tedavisi gerekebilir.
Kedilerin yaklaşık %40’ı Bartonella henselae ile enfektedir ancak hastalık belirtisi göstermezler. Antibiyotikler bu kedilerde enfeksiyonu güvenilir bir şekilde tedavi etmez ve şu anda önerilmemektedir. İnsanlar için kedi tırmalaması ve ısırıklardan kaçınmak (ör. çocukların kedilerle sertçe oynamasına izin vermeyerek), kedilerle oynadıktan sonra ellerini yıkamak, pire mücadelesi yapmak ve kedileri evde tutmak, hastalık riskini azaltır. Vakaların çoğu bir yaşın altındaki yavru kedilerle temastan kaynaklandığından, bağışıklığı zayıflamış kişiler bu tür temastan kaçınmalıdır.
Pasteurella multocida
Pasteurella multocida, kedilerin %70-90’ının ağzında bulunan bir bakteridir ve insanlardaki kedi ısırıklarının %50-80’inde tıbbi yardım isteyecek kadar ciddi hale geldiği belirlenmiştir. Bu bakteri ile enfekte kedi ısırıkları, 24-48 saat içinde yara bölgesinde ağrı, şişme ve kızarıklık gelişebilir. Pasteurella ile enfekte kedi ısırığı yaraları, vakaların büyük çoğunluğunda antibiyotik tedavisi ile başarılı bir şekilde tedavi edilir, ancak nadir durumlarda bakterilerin kana geçmesi ve kalp kapakçıklarının enfeksiyonu gibi daha ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir.
Salmonella zehirlenmesi
Salmonella zehirlenmesi, Salmonella adı verilen bir bakteri neden olur ve enfeksiyondan 1-3 gün sonra başlayan ishal, ateş ve mide ağrısına yol açabilir. İnsanlar genellikle az pişmiş tavuk veya yumurta gibi kontamine yiyecekler yiyerek salmonelloza yakalanırlar, ancak hastalığı Salmonella bakterisi taşıyabilen ve dışkılarında geçirebilen enfekte kedilerden kapmak da mümkündür. Salmonellozis genellikle kendi kendine düzelse de bazı kişiler şiddetli ishali veya enfeksiyonun sindirim sistemi dışındaki organlar üzerindeki etkilerini gidermek için tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyar.
Salmonella daha çok çiğ et veya yabani kuşlar ve hayvanlarla beslenen kedilerde bulunur, bu nedenle sahipler, kedileri evde tutarak ve onları pişmiş veya ticari olarak işlenmiş yiyeceklerle besleyerek kendilerinde ve kedilerinde salmonelloz riskini azaltabilirler. Kedi kumlarını veya bahçeyi temizlerken eldiven giymek (dışarıdaki kedilerin toprağa dışkılaması durumunda) ve bu faaliyetlerden sonra elleri iyice yıkamak tavsiye edilir.
Kedilerden İnsanlara Bulaşan Paraziter Enfeksiyonlar
Pireler, kedilerin en yaygın dış parazitleridir ve ısırıkları hem insanlarda hem de kedilerde kaşıntı ve yangıya neden olur. Pireler ayrıca kedi tırmık hastalığı ve diğer zoonoz hastalıklar için vektör görevi görür. Pire istilasına uğramış kediler, tımar sırasında yutulan pirelerden gelen tenyalarla enfekte olurlar. Yaygın olmasa da insanlar yanlışlıkla pireleri yutarak tenyalarla da enfekte olabilir.
Uyuz, Sarcoptes scabiei’nin neden olduğu enfeksiyon, kedi derisinin başka bir zoonoz dış parazitidir. Pire istilası kadar yaygın olmasa da bu akarlar enfekte kedilerden insanlara geçebilir, burada deriye girip kaşıntılı, kabarık lezyonlara neden olurlar. İnsanlarda tedavi genellikle kaşıntıyı azaltmak için topikal merhemlerin kullanılmasını, enfektif evcil hayvanların özenli tedavisini ve kıyafetlerin ve yatakların dikkatlice temizlenmesini içerir.
Yuvarlak kurtlar (Toxocara) ve kancalı kurtlar (Ancylostoma) dahil bazı kedi bağırsak parazitleri de insanlarda hastalığa neden olabilir. Kedi dışkısı ile kontamine olmuş toprakla daha fazla temas olasılıkları nedeniyle çocuklar özellikle risk altındadır. Kedi bağırsak parazitleri ile enfekte çoğu insan hastalık belirtileri göstermese de bazı insanlar hastalanabilir. Çeşitli organları etkileyebilecek potansiyel olarak ciddi bir hastalık olan viseral larva göçü, Toxocara yumurtalarının tüketiminden kaynaklanır (ör. kirli eller ağızla temas ettirilirse). Toxocara larvaları daha sonra karaciğer dahil olmak üzere abdominal organlara veya merkezi sinir sistemine göç edebilir. Viseral larva göçü semptomları ateş, yorgunluk, öksürük, hırıltılı solunum ve karın ağrısını içerebilir.
Oküler larva göçü, Toxocara larvalarının göze göç ederek görsel rahatsızlıklara, anormal göz hareketlerine veya göz ağrısı ve rahatsızlığına neden olduğu bir durum için kullanılan terimdir.
Kaşıntılı bir deri hastalığı olan kutanöz larva göçü, Ancylostoma larvaları ile kontamine olmuş toprakla temastan kaynaklanır. Bu larvalar deri altına nüfuz edebilir ve derinin altına göç ederek sonuçta yangı, kaşıntı ve ağrı ve larvanın göçünü takip eden deride kabarık, kırmızı çizgisel lezyonlar meydana getirebilir.
Yemeklerden önce elleri yıkamak, sebzelerden toprağı temizlemek ve kedi dışkısına maruz kalmayı azaltmak dahil olmak üzere uygun hijyen enfeksiyonu önleyebilir. Yavru kediler için anti-parazit ilaçlar ve yetişkin kediler için yıllık dışkı muayeneleri, çevresel kontaminasyonu ve insan enfeksiyonu riskini azaltabilir.
Kedilerden İnsanlara Bulaşan Mantar Enfeksiyonları
Dermatofitoz (saçkıran) bir grup mantarın neden olduğu deri enfeksiyonudur. Enfekte kediler çoğunlukla çok sayıda hayvanın bulunduğu ortamlardan gelir. Kedilerde saçkıran genellikle deride kuru, gri, pullu bir leke olarak görünür. İnsanlarda, dermatofitoz genellikle yuvarlak, kırmızı, kaşıntılı bir lezyon olarak görünür ve çevresinde bir ölçek halkası bulunur. Lezyonlar, kafa derisi, ayaklar, kasık veya sakal dahil olmak üzere çeşitli yerlerde bulunabilir. Dermatofitoz, enfekte bir hayvanın derisi veya kılları ile doğrudan veya kontamine bir ortamdan temas yoluyla bulaşır. Enfekte kediler derilerinden ve kıllarından sürekli olarak mantar sporları bırakır. Aylarca enfeksiyona neden olabilen bu sporların bir evden yok edilmesi zordur.
Çocuklar özellikle enfeksiyon riski altındadır. Tedavi, lezyonların ciddiyetine ve konumuna bağlı olarak mantar merhemlerin veya oral mantar ilaçların kullanılmasını içerir. Çevresel kirlenmeyi azaltmak için enfekte kediler enfeksiyon kalmayana kadar tedavi edilmeli, ev ve kedinin eşyalar iyice temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir.
Kedilerden İnsanlara Bulaşan Protozoal Enfeksiyonlar
Protozoanlar, tek hücreli organizmalardır. Kedilerde ve insanlarda en sık görülen üç protozoal hastalık kriptosporidiyoz, giardiasis ve toksoplazmozdur.
Cryptosporidiosis, hem kedilerde hem de insanlarda ishal, kusma, ateş, karın krampları ve dehidrasyona neden olabilir. Cryptosporidium ile enfekte olmuş kedilerin dışkısıyla doğrudan veya dolaylı temas, bu hastalığın bulaşmasına neden olabilir. Diğer zoonotik hastalıkların çoğunda olduğu gibi, bağışıklığı baskılanmış bireyler en büyük enfeksiyon riski altındadır. Önleyici tedbirler arasında dışkı ile kontamine malzemeyle çalışırken eldiven takmak ve daha sonra elleri yıkamak yer alır.
Giardiasis, mikroskobik parazit Giardia ile enfeksiyondan kaynaklanır. Birçok hayvan türü (kedi dahil), dışkı yoluyla geçen ve genellikle kontamine su kaynakları, yüzeyler veya pişmemiş gıda maddeleri yoluyla diğer hayvanlara ve insanlara yayılan Giardia ile enfeksiyona karşı hassastır.
Giardia enfeksiyonunun semptomları arasında ishal, şişkinlik, karın krampları, mide bulantısı ve dehidrasyon bulunur. Bu durumu tedavi etmek için bir dizi reçeteli ilaç mevcuttur ve enfekte olan çoğu insan sorunsuz bir şekilde iyileşir. İnsanlarda giardiasis vakalarının çoğunun kedilerin neden olduğu enfeksiyonun bir sonucu olarak ortaya çıkmadığını, bunun yerine çiftlik hayvanları veya yaban hayatı tarafından kirlenmiş su veya yiyeceklerin yutulmasıyla ortaya çıktığını anlamak önemlidir.
Toksoplazmoz, parazitik protozoa olan Toxoplasma gondii’den kaynaklanır. Bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler ve anneler hamilelik sırasında enfekte olan bebekler bu parazitten ağır hastalıklar geliştirebilirler. Bununla birlikte, Toksoplazma ile enfekte olan çoğu insan, açık bir hastalık belirtisi göstermez.
Kediler, enfekte kemirgenleri, kuşları veya başka bir enfekte hayvanın dışkısıyla kontamine olmuş herhangi bir şeyi yiyerek Toksoplazma kapabilir. Enfekte bir kedi, paraziti iki haftaya kadar dışkısında bırakabilir. Dışkıya döküldükten sonra, parazit enfeksiyona yol açmadan önce bir ila beş gün olgunlaşmalıdır.
Bununla birlikte, çevrede aylarca kalabilir ve toprağı, suyu, bahçeleri, kum havuzlarını veya enfekte bir kedinin dışkıladığı herhangi bir yeri kirletmeye devam edebilir. Kedilerle doğrudan temasın bu organizma ile enfeksiyon yayma olasılığı çok düşüktür.
Kediler toksoplazmayı insanlara dışkıları yoluyla bulaştırabilirler, ancak insanlar genellikle az pişmiş veya çiğ et yiyerek veya yıkanmamış veya az pişmiş sebzelerde yanlışlıkla kirli toprağı yiyerek enfekte olurlar. Toksoplazmoz semptomları arasında grip benzeri kas ağrıları ve ateş ve baş ağrısı bulunur. Nadir durumlarda, kafa karışıklığı, nöbetler, kusma veya ishal gibi daha ileri semptomlar görülebilir.
Temel hijyen kuralları, Toxoplasma’nın kedilerden insanlara yayılmasını önleyebilir. Potansiyel olarak kontamine olmuş materyalleri tutarken eldiven giyin (örneğin, bahçede çalışırken veya çöp kutusunu alırken) ve sonrasında ellerinizi yıkadığınızdan emin olun.
Kedilerden İnsanlara Bulaşan Viral Enfeksiyonlar
Kuduz, enfekte bir hayvanın ısırığı yoluyla yayılan viral bir hastalıktır. Çoğu virüs yalnızca kendi doğal konak türlerini enfekte etse de kuduz önemli bir istisnadır. Kediler, merkezi sinir sistemine saldıran ve çeşitli belirtilere neden olan kuduza karşı oldukça hassastır. Kuduz neredeyse her zaman ölümcüldür. İnsanlarda kuduz enfeksiyonları genellikle enfekte bir hayvan bir kişiyi ısırdığında ortaya çıkar. İnsan sağlığını korumak için birçok alanda kanunen kedilere kuduz aşısı yapılması zorunludur.
Kediniz içeride tutulsa bile kuduz aşılarını güncel tutmak önemlidir çünkü kediler ara sıra dışarıda kaçar. Kuduz riskinizi daha da azaltmak için yaban hayatı ve başıboş hayvanlarla temastan kaçının ve bir hayvan tarafından ısırıldıysanız hemen bir doktora görünün.

 

 

KAYNAK;https://hayvanhastanesi.omu.edu.tr/

Akvaryum Balıkları Çeşitleri Neler?

Akvaryum Balıkları Çeşitleri Neler?

Balık beslemeyi sevenler tarafından bir çeşit hobi olan akvaryum balıkları birden farklı türlere sahip. Dolayısıyla farklı cinslerin bir arada yaşayabildiği akvaryumlar hoş bir görünüm sunuyor. Birçok farklı çeşide sahip olan akvaryum balıkları, çeşitli renk ve boyutlara sahip olan hobinin yanında çoğunlukla dekoratif amaçlı ev veya işyerlerinde beslenen balık çeşitleri olarak da öne çıkıyor. Birden fazla türe sahip olan bu balıklar hakkında daha detaylı bilgiye sahip olmak istiyorsan haydi gel birlikte bakalım. İşte merak edilen ve en çok ilgi gören akvaryum balıkları çeşitleri.

 

Japon Balığı

En bilindik balık türlerinden biri olan Japon balığı, akvaryumların vazgeçilmez balıkları arasında Turuncu ve tonlarının hâkim olduğu bu balık çeşitleri farklı renklerde de bulunabiliyor. Bilinenin aksine zeki olan bu balıklar insanları tanıyabiliyor ve onlarla iletişim kurabiliyor. Sevimli bir görünüme sahip olan bu balıkların ortalama ömrü 5 yıl olarak biliniyor. Farklı türleri de bulunan Japon balıkları “Gold Fish” olarak da biliniyor. Balık beslemeye başlamak için ilk tercih edilen balıklar arasında yer alan Japon balıkları ile sen de akvaryumunu oluşturmaya başlayabilirsin.

Lepistes

Lepistes balığı görünümleri ve dayanıklılığı ile dikkatleri üzerine çekiyor. Akvaryumların gözde balıkları arasında yer alan bu balık türü Milenyum balığı ismiyle de biliniyor. Dünya çağında 50’den fazla türü bulunan Lepistes balıkları, tropikal bölgelerde hastalıklara karşı kullanılabiliyor. Sıtma ile mücadele karşısında aktif rol alan Lepistesler sıtmanın yayılmasına neden olan sivri sinek larvaları ile beslenerek hastalığın yayılmasını bir nebze azaltıyor. Akvaryumda bakımı oldukça kolay bu balıklar küçük akvaryumlarda yaşayabiliyor. 2 ila 2,5 yıl kadar ömürleri olan bu balık çeşitleri dayanıklı yapıları sayesinde balık bakmaya yeni başladıysan tercih edilebilecek balıklar arasında yer alıyor.

Sarı Prenses

En popüler akvaryum balıkları arasında yer alan Sarı Prenses balığı, sarı rengi ile sevilen balıklar arasında yer alıyor. Renkleri ve estetik görünümleri ile akvaryum sahipleri tarafından tercih edilen balıklar, oldukça hareketli bir yapıya sahip. Suyun orta ve dip kısımlarında yüzmeyi seven bu balıkları üst kısımlarda görmen imkânsız.  Kayalık alanları seven bu balıklar akvaryumlarda da taş, kaya gibi yerler arıyorlar. Dolayısıyla Sarı Prenses balığını besleyeceksen akvaryumda onun için kayalık bir alan oluşturabilirsin.

 

Neon Balıkları

 

Neon balıklarını diğer balıklardan ayıran özelliği, gövdesinin yanlarında yer alan ve ışıkta yeşil veya mavi tonlarında parıldayan parlak şeritleri oluyor. Boyut olarak küçük bir yapıya sahip olan Neon balıkları, sürü halinde dolaştıklarında inanılmaz bir görüntü ortaya koyuyor. Akvaryumda beslenen popüler balıklar arasında yer alan Neonlar bitki örtüsü olan akvaryumlarda daha rahat ediyorlar. Dolayısıyla akvaryumunda Neonların kendini rahat hissedebileceği bitkiler olmasına dikkat edebilirsin. Dilersen petarastir.com üzerinden akvaryumun için gerekli olan bitki örtülerine kolaylıkla sahip olurken paracık puan da kazanabilirsin.

 

Melek Balığı

Hassas balıklar arasında yer alan Melek balıkları, 24 ila 28 derece sıcaklığında suda yaşayabiliyor. Düz, üçgeni andıran vücutları ile diğer balık türlerinden farklı bir görünüme sahip olan bu balıklar görünümleri ile adete kendine hayran bırakıyor. Genellikle beyaz ve çizgili desenleri ile öne çıkıyor. Bu balıklar uysal bir şekilde yüzdükleri için Melek bu adı alıyor. Her ne kadar uysal olarak yüzseler de agresif bir yönleri de bulunuyor. Çift olarak yaşamayı tercih eden bu balıklar üçüncü bir akrabası geldiğinde kavga edebiliyor. Dolayısıyla alırken ikili olarak almaya özen gösterebilirsin. Geniş alanları sevmelerinden dolayı da en az 100 litre hacme sahip olan bir akvaryum tercih etmen gerekiyor.

 

Çöpçü Balığı

Akvaryumların en yanlış tanından çöpçü balıkları “Corydoras” adıyla da biliniyor. Sanılanın aksine akvaryumu temizlemekle görevli olmayan bu balıklar yalnızca dibe çökmüş yemleri yiyorlar. Bu balıklara özel hazırlanmış tablet yemler bulunuyor olup bu besinler ile beslenmesi gerekiyor. Genellikle akvaryumun dibinde yaşayan bu balıklar nadiren üst yüzeylere yüzmeye çıkıyor. Uzun ömürlü olan çöpçü balıkları doğru bakıldığı müddetçe 20 yıl yaşayabiliyor. Akvaryumlar için ideal balıklardan biri olan bu balık türüne sen de sahip olabilirsin.

Discus Balığı

Akvaryumların kralı olarak anılan bu balıklar farklı vücut yapıları ve rengarenk renkleri ile estetik bir görünüme sahip. Yassı vücutları ile su içerisinde adeta süzülen bu balıklar, 21 cm boyutları ile karşına çıkıyor. Özel bakıma ihtiyaç duyan bu balıklar su ve ısı değişimlerine oldukça hassas balıklar arasında. Yalnız yaşamayı sevmediklerinden kendi türleri ile bir arada yaşayabilirler. Başka balık türlerine karşı agresif davranabilme özelliğine sahip oldukları için bu türü yalnız kendi cinsi ile beraber yaşamasını sağlayabilirsin.

Beta Balığı

İhtişamlı bir görünüme sahip olan bu balıklar çeşitli renklerde bulunuyor olup yüzgeç ve kuyruklarıyla öne çıkmış akvaryum balıkları arasında yer alıyor. Kavgacı siyam balığı olarak da bilinen beta balıkları yalnız yaşamayı seven balık türler arasında. Kendi cinsine karşı agresif bir tür olan beta balıklarında dişi betaların birlikte sorunsuz yaşarken erkek betalar aynı ortamda bir arada yaşayamıyor. Biri ölene kadar kavga ettikleri biliniyor. Dolayısıyla beta balığı alırken tek almaya ya da dişi betaları tercih etmeye özen gösterebilirsin.

Kristal Köpek Balığı

Köpek balığı akvaryumda beslenir mi deme, kristal köpek balığı evcil bir özelliğe sahip. Klasik köpek balıklarının aksine sakin yapıya sahip olan bu balıklar akvaryumunu çeşitlendirebilmene olanak sağlıyor. Diğer akvaryum balıkları ile de anlaşabilen bu balık türü agresif olmayıp huzurlu bir akvaryum ortamı sağlıyor. En faz 35 cm’e kadar uzayan bu balıklar, dip yemi ve yosunları yemeyi seviyor. Yaklaşık olarak 5 ila 10 yıl arasında yaşayabiliyor.

Mandalina (Mandarin) Balığı

Mandarin balığı, rengarenk yapısı ile akvaryuma renk katan balıklar arasında yer alıyor. Küçük gövdeleri, renkli ve parlak renklere sahip olan bu balıklar, desenleri ile de çarpıcı bir görünüme sahip. Korkak bir balık türü olan mandarin balıkları yavaş hareket etmeleri ile de dikkatleri üzerine çekiyor. Yaşam alanlarından uzaklaşma konusunda korkan bu balıklar çoğunlukla belirli alanlara yüzerek dipten besleniyor. Sen de mandarin balığına sahip olarak akvaryumunu çeşitlendirebilirsin.

Papağan Balığı

Papağan balığı, melez bir ırk olan bu balıklar, Amerika Ciklet türlerinin çaprazlaması sonucu üretilmiş bir balık çeşidi. Japon balığına benzeyen tür olan papağan balıkları, şişik bir surata sahip olup komik bir görünümleri bulunuyor. Gülümsemeye sahip olan ağız yapıları ile oldukça sevimli bir görünüme sahip olan balıklar, farklı renkleri ile de akvaryumunu çeşitlendirebiliyor.

 

Ancistus (Cüce Vatoz)

Akvaryumun dibinde yaşamaları ile bilinen Ancistus balıkları daha çok “Cüce Vatoz” adıyla biliniyor. Kahverengi ve siyah renkte pullara sahip olan bu balıklar, akvaryumun diplerinde hareket ederek yosun gibi organik maddeleri temizliyor. Bakımları kolay ve diğer balık türleri ile de uyum içinde yaşayabilen bu balıklar sevilen akvaryum balıkları arasında yer alıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

kaynak;https://hopi.com.tr/iyi-yasam

Evde Balık Beslemek

Siamese fighting fish with green plants

Akvaryumdaki rengarenk balıkları izlemek Akvaryum balıkları özellikle stres için birebirdir. insanları sakinleştirir ve onlara huzur verir. Yalnız akvaryumda balık beslemenin bazı püf noktaları vardır ve onlara dikkat etmek gerekir. Peki akvaryumda balık beslemenin püf noktaları nelerdir? Evde balık beslerken nelere dikkat etmek gerekmektedir?

Akvaryumda balık beslemenin püf noktaları:

1. Mümkünse balıklarınızı değişik yerlerden almak yerine aynı yerden alın. Çünkü değişik yerlerden alacağınız balıklar akvaryumunuzun düzenine uyum sağlayamayabilir.

2. Akvaryumunuzun filtre motor sistemi akvaryumunuza uygun olmalıdır ve ısısı daima aynı düzeyde tutulmalıdır. Çünkü balıklar akvaryumdaki ısı değişikliklerinden olumsuz etkilenirler.

3. Akvaryumun içine oksijen ve doğal yem özelliği taşıyan canlı bitkiler konmalıdır. Bu konuda balıkları alacağınız yerden bilgi alabilirsiniz.

4. Akvaryumdaki balıklarınızı parazitten korumak için düzenli olarak ilaç yapılmalıdır. Gene akvaryumunuzda biriken artık maddelerin atılması ve eksilen minerallerin tamamlanması açısından akvaryumunuzda 1/3 oranında düzenli su değişimi yapılmalıdır. Suyun değişimi için akvaryum hortumu kullanabilir ve yerine oda sıcaklığında temiz su koyarak bu değişimi sağlayabilirsiniz.

5.Akvaryumunuza balığınızın sağlığını tehdit eden ağır metalleri ve kloru etkisizleştirmek için iyi bir su hazırlayıcı prepat eklemeniz gerekmektedir.

6. Akvaryumunuzdaki ışıklandırma sisteminin açık olduğu saatleri düzenli tutmanız da önemlidir. Çünkü balıklarda bioritim vardır ve balıklarınızdaki bio ritmin düzenli olması için ışıklandırmanın düzenli saatlerde yapılması önemlidir.

7. Son olarak balıklarınıza günde iki ya da üç defa yem vermek yeterlidir. Balıklarınızı geceleri ışıklarını söndürmeden önce en az 3 saat önce beslememelisiniz. Bunun nedeni balıklarınızın yedikleri yemleri iyice sindirmeleri gerekmektedir.

Evde her ne kadar balık bakmak zor dense de eğer bu püf noktalarına dikkat ederseniz ve uygularsanız, balıklarınız akvaryumlarında hastalanmadan uzun zaman yaşar ve siz de evinizdeki akvaryumun keyfini sürebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

https://www.malatyayem.com/

Hamster Özellikleri ve Bakımı Hakkında Her Şey

Hamster, kedi ve köpek gibi yaygın evcil hayvanlardan sonra çokça tercih edilen sevimli ve ürkek canlılardır. Bu yüzden sizinle iletişim kurmaları için sabırlı olmanız gerekse de diğer evcil hayvanlara göre oldukça uyumlu ve sessiz canlılar olmaları yüzünden ideal ev canlılarıdır. Malzemeleri de oldukça uygun fiyatlıdır. Bakımları temizlik ve ilgi istese de çok masum oldukları için bunu severek yapacağınıza emin olabilirsiniz.

Hamsterların Genel Özellikleri

  • Fareye benzeseler de başlı başına farklı bir türdür.
  • Görme yetileri zayıftır.
  • Koklama ve işitme duyuları gelişmiştir.
  • Ön ayaklarını el gibi kullanırlar. Nesne ve yiyecek taşımak, yiyecekleri ağzına götürmek ve kendini temizlemek için ön ayakları adeta birer el gibi işlev görür.
  • Ön ayaklarında dörder, arka ayalarında beşer parmak bulunur.
  • Yanak kesecikleri depolama görevi görür. Topladıkları yiyecekleri keselerinde saklayıp yuvalarına götürür ve yiyecekleri azar azar tüketirler.
  • Adeta kesilmiş gibi duran küt kuyrukları, 1 santimetre kadardır.
  • Genellikle sarı ve kahve tonlarında canlılardır.
  • Son derece meraklı hayvanlardır.
  • Dayanıklılardır, çabuk hasta olmazlar.
  • İyi birer kemirgenlerdir. Keskin ön dişleri hayatları boyunca büyür.
  • Dişi hamsterlar, erkeklerden daha agresiflerdir.
  • Gündüz uyumayı severler, geceleri aktiflerdir.
  • Genellikle tek başlarına yaşamayı severler. Ama cüce Hamsterlar toplu halde yaşabilir.
  • İnsancıldırlar ama ürkek canlılar oldukları için insanlara alışmaları zaman alır.
  • Ürkek ve tedirgin canlılar oldukları için yüksek sesten ve ani hareketlerden hoşlanmazlar.

 

Hamster Bakımı

Tedirgin ve kendini güvende hissetmeyi seven hamsterlar, iyi birer kemirgen oldukları için sağlam malzemelerden üretilmiş kafeslere koyulmalıdırlar. Yoksa kafesi kemirip kaçabilirler. Kafeslerinin bulunduğu ortamın soğuk olması hamsterların sağlığı açısından sakıncalı olabilir. Ama kafesi direkt güneş alan bir yere konumlamak da doğru değildir. Hamsterlar, kemirgen olduklarından kafes yakınındaki her şeyi kafese çekip kemirmek isteyebilirler. Bu yüzden kafes diğer eşyalara yakın olmamalıdır. Kafesin zemini talaş ya da kum kaplı olabilir. Kum kullanmak biraz daha risklidir. Örneğin kumun kokulu olması hayvana zarar verebilir. Gazete kâğıdı gibi ürünler de zararlı olacağından kafes zemininde kullanılmamalıdır. Hamsterlar, bakımları kolay gibi gözüken evcil hayvanlar olsa da kafes, suluk ve mama dışında bir takım bakım malzemelerine ihtiyaç duyarlar.

  • Hamster Yatağı: Genellikle sentetik malzemeler kullanılarak üretilmiş Hamsterlara özel yataklar bulunmaktadır. Hamsterlar yumuşak bir yerde yatma ihtiyacı hissettikleri için bu yataklar elzemdir.
  • Hamster Tuvaleti: Bu ürün son derece pratiktir. Hem hayvanın sağlığı hem de sizin açınızdan oldukça gerekli ve sağlıklıdır. Zeminine serdiğiniz kemirgen kumu hem tuvalet temizliğini kolaylaştırır hem de kokuyu önler.
  • Hamster Evi: Ürkek ve tedirgin bir hayvan olduğu için kuytulara ihtiyaç duyan hamsterlar, bir eve ihtiyaç duyarlar.Ahşap ya da plastikten yapılan bu ürünler hamsterın gizlenmesi için gereklidir. Kolay temizlik açısından plastik evleri daha tavsiye ederiz. Ayrıca Hamsterlar tahtayı kemirebilirler.
  • Hamster Çarkı: Hamsterlar hareketli ve enerji harcamayı seven canlılardır.Bu yüzden koşu çarkı onlar için olmazsa olmaz bir malzemedir. Hamster özellikle geceleri aktif şekilde egzersiz yapmalıdır, bunun için mutlaka koşu çarkı gerekir.Koşu çarkı hamsterın iki ayağının da sığacağı büyüklükte olmalıdır.

 

Hamster Beslenmesi

Aşırı iştahlı olmayan hamster, diğer evcil hayvanlara göre beslenmesi kolay bir canlıdır. Hazır yemlerle beslenmeleri yeterli olsa da taze gıdalarda bu hayvanlara verilmelidir. Hamsterlar, yeşil sebzeleri çok severler. Salatalık, brokoli ve ıspanak gibi yeşil sebzeleri taze olarak onlara vermelisiniz. Bunun yanında elma, muz ve armut gibi meyveleri de sever. Fakat, onlara fazla meyve verilmemelidir. Sindirimi zor meyve ve sebzeler bu sevimli kemirgenlerin sindirim sistemlerine zarar verebilir. Gıdalardan aldıkları su yeterli olmayacağı için günlük temiz su da bulundurulmalıdır. Mısır, yulaf ve arpa gibi tahılları ve keçiboynuzunu da çok seven Hamsterınıza mutlaka hazır yem vermelisiniz. Hazır yemler mineral, vitamin takviyeleri içerdiği için kullanılmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK;https://www.petihtiyac.com/